Gaye Dilek İNSANCA YAŞAMAK BİR HAYAL MİYDİ?
Yazı Detayı
01 Nisan 2022 - Cuma 16:51
 
İNSANCA YAŞAMAK BİR HAYAL MİYDİ?
Gaye Dilek
aktuel
 
 

Söylesenize neydi şimdi bu! Yaşama kavgası mı yoksa insan kalabilme davası mı? Kum fırtınasıyla savrulurken umutlar, hayallerin bile vurulduğu bir ölüm coğrafyası mı? Bir şeyler yitikti bu coğrafyada, yaşanan şeylerse insan olmanın, insanca yaşamanın çok uzağında...

  Bazı kitaplar vardır bizi derinden etkiler aynı zamanda soğuk bir gerçekliğin de içine çeker, sarsar ve de kendimize getirir. Yaşamı, insanı, insanın doğasını sorgulatır. 1937’de yayımlanan ve mevsimlik iki tarım işçisininin dramını anlatan bu kısa roman (novella) da tıpkı böyledir. Kitabı daha iyi anlamlandırabilmem için yazarın diğer kitaplarını ve biyoğrafisini de inceledim ve bu romanla ilgili eleştiriye neredeyse hiç rastlamadım. Yeni bir inceleme yazılacaksa eğer farklı bir bakış açısıyla yazılmalı diye düşünerek bu yazıyı yazmaya karar verdim. Çoğu incelemede dönemin sosyal ve tarihi koşullarına neredeyse hiç değinilmemişti oysa romanı ele alınan tarihi dönemin, çatışmaların, siyasi, sosyal ve kültürel çerçevenin içerisinde değerlendirmek gerekir.

   Tarihsel empati kurmaya çalıştım. İşini, evini kaybeden insanlar ve yitik nesiller...Sahi emek neydi? Bu insanlar evrende kendini konumlandıramamış olup hedefsiz, evsiz, aidiyetsiz ve de yalnızdı. Yazar bizi tüm bu farkındalıklarla buluşturmak istemişti anlaşılan. Farkındalık fark etmekle başlar. Toplumsal duyarlılığa sahip kişiler değilsek eğer bırakın çevremizi, burnumuzun dibindekileri dahi göremeyiz. Bu gibi romanlar bundan değerlidir işte sosyal meselelere parmak basarlar ve sorunların çözümünde ilk adım olan farkındalık kazanmamızı sağlarlar. Ayrıca büyük tarihsel dönüşümleri daha iyi anlamamızı sağlarlar. Kitabın ana temasına gelecek olursak günümüzün en büyük sorunlarından biri olan yalnızlıktır. O zamanlar ekonomik ve ekolojik kriz vardı şimdi ise salgın. Pandemi sürecinin devam ettiği günümüzde bu romanın daha da değer kazandığını düşünmekteyim çünkü yeni bir buhran mı kapıda sorusu uzmanların gündemine düştü bile çoktan. Dilerim ki geçmişin acılarından ve de hatalarından ders alınır da insanlar gelecekte yine aynı şeyleri yaşamak zorunda kalmazlar. Konusunu bu bağlamda faydalı buldum. Bana göre ikinci alt tema ise hayallerdir. Romana dilsel açıdan bakacak olursam eğer akıcı bulduğumu ayrıca sembol ve betimlemelerin oldukça yerinde kullanıldığını söyleyebilirim fakat romanın edebi bir dile sahip olduğunu söyleyemem. Kahramanların sıradan karakterler olduğunu ve dönemin koşullarını göz önünde bulunduracak olursak eğer yazarın neden argo kelimelere yer verdiğini daha iyi anlayabiliriz. Anlayabildiğim kadarıyla yazar karakterlerini kaleme alırken onları olduğu gibi aktarmak istiyordu çünkü yazarın kendini doğrulamak gibi bir kaygısı yoktu çünkü o gerçekçi ve toplumcu bir yazardı. Yoğun bir duygusallıkla gerçekçiliğin dengesini iyi kurmuştur. Kitabın sahip olduğu bu iyi özelliklerine rağmen çok da iyi anlaşıldığını düşünmüyorum esasen zira ünlü romanların kaderidir bu. İnsanlar bu tür romanlar hakkında genelde benzer algılara sahiptirler. O halde yazma amacıma sadık kalarak daha önce hiç değinilmemiş olan bir ayrıntıya dikkat çekmek isterim.

 Romanın ilk sayfalarında heykelleri andıran tavşanlardan bahsedilmişti

‘’kumda oturan tavşanlar küçük gri taş heykelleri andırıyordu.’’ Heykel tasviri düşündürttü beni. Neden mi? Çünkü heykellerin hayalleri olmaz, olamaz ve kolayca yıkılırlar. Yazar burada beyaz tavşan simgesini heykelleştirip o bembeyaz masum hayallerin de bir gün yıkılacağına mı vurgu yapmıştı?

 Yazar romanının sonu için ipucu vermiş olabilir miydi ne dersiniz? Böyle düşünmemin bir nedeni de Candy’ nin köpeği aslında romanın sonu için bir işaretti çünkü köpek yaşlanmıştı işe yaramıyordu ve insanlara bağımlıydı hatta Lennie gibi o da sorunlara neden oluyordu ve sonunda öldürülmüştü Lennie’nin sonu da aynı olacaktı yani yazar kitabın sonu için bunları ipucu olarak vermişti şahsi görüşüm bu. Tüm bunları düşünürken kafamda yalnızlık ve yanlışlık kavramları şekillenmeye başladı. Onlardaki bu zaafları doğuran şey yalnızlık duyguları mıydı?  

 ‘’Patika boyunca biri önde, biri arkada yürümüştü’’ bana göre romanda geçen bu cümle de çok dikkat çekiciydi ama bu konuda da yorum yapılmamış olduğunu gördüm. Ayrımcılığa vurgu yapılan somut bir örnektir aslında bu cümle. Düşünsenize onlar iki iyi dostlar ama George sürekli olarak Lennie’nin önünde yürüyor ona istediği işi yaptırıyordu. Romanda ayrımcılığı asıl  simgeleyen figür ise Crooks karakteriydi çünkü o sırf teninden ötürü beyazlarla aynı yatakhanede kalamazdı dışlanmıştı ve de en yalnız adamdı orada. Romanda ırkçılığa vurgu yapılan bu karakter bana ‘’bülbülü öldürmek’’ adlı romanı anımsattı. Bu romandan sonra onun da okunmasını öneririm. Crooks’un George ve Lennie’yi hayallerinin gerçekleşmeyeceği noktasında uyarmış olması ise okuyan bir bilince sahip olduğunu gösterir ve de haklı çıkmıştır. 

  Yazar isimsiz kadın tasviriyle başka bir ayrımcılığa daha yer vermiştir cinsiyet ayrımcılığına. Kadın figürünün neden bir adı yok hiç düşündünüz mü? Çünkü o dönem Amerikasında kadınlar erkeklerin mülkü olarak görülüyordu. O aslında döneminin yeni kadın profilidir. Nedir bu kadın profili? Cinselliği ön planda tutan, hazırcevap, pervasız, kendine güvenen, özgür ruhlu, tırnakları ojeli ve saçları yapılı makyajlı vb. Tüm bu özellikleri Curley’in karısında net bir şekilde görebiliyoruz. Dönem özelliklerini bilmeyenler kadının yaptıklarını flörtleşme olarak yorumlamışlar oysa ki kadının tüm bu davranışları döneminin yansımasından başka bir şey değildir. Curley’in karısının, Lennie ile yaptığı son konuşmasında ona ne söylediğini anımsayalım: ‘’bunlar beni ne zannediyorlar ‘’demiş ve tepki göstermişti. O dönem Holywood Filmlerinde de görüyoruz bu durumu. Roman boyunca kötülenen kadın sonunda öldürülerek cezalandırılıyordu. 30’ların toplum yaşamında kıskançlık cinayetleri de çoktu. Curley’in kavgacı karakterini düşündüğümüzde çiftlik çalışanlarının Curley’in karısını gördüklerinde kaçacak delik aramaları tam da bu yüzdendi. Curley’in karısı işte bu nedenle daha da yalnızlaştı ve farkında olmadan da sorunlara yol açtı.

  Şimdi de ana karakterlere gelelim ana karakterleri analiz etmeyi sona bıraktım çünkü beni en çok etkileyen ‘’Lennie’’ karakteri oldu dolayısıyla üzerinde konuşulacak ve yazılacak çok şey vardı.

  Lennie karakteri beni neden bu kadar çok etkilemişti? İnsanların farklılıkları algılayamayıp, anlayamadıkları bir şey için de onları suçlaması ve de dışlaması oldum olası rahatsız etmiştir beni. Lennie aslında ayrımcılık konusunda sadece bir semboldü. Lennie’nin şahsında aslında ezilen tüm insanlaraydı bu üzüntüm.      

  Dostluk kavramına takıldım, bu konuyu biraz daha açmalıyım. İncelemelerin hemen hepsinde aralarında mükemmel bir dostluk olduğundan bahsedildiğini gördüm ama dikkat ediniz şartlar değişince dostluk da değişmişti. Bu da yazarın yansıtmaya çalıştığı ya da yeterince yansıtamadığını düşündüğüm dostluk kavramını sorgulattı bende. Koşullar değişince dostluklar da değişir mi sizce? Çünkü Lennie onun başını sürekli olarak belaya sokuyordu ve yaşanan son olayla demek ki ondan umudunu büsbütün kesmişti. Acımasızlık o dönemin yeniyi temsil eden insanlarında karakteristik bir özellikti. Yazarın eserlerini incelediğinizde dostluk kavramına değer verdiğini düşünürsünüz. O halde George karakteri dostunu niye öldürdü? Diyeceksiniz ki ama mecburdu zalim patronu tarafından acı çekerek öldürülmesindense onu herkesten önce bulup kendi elleriyle öldürdü. Siz olsaydınız öldürür müydünüz? Başka bir yolu yok muydu bunun? Hayır öldürmezdim diyenler bilin ki o dönem için olağan bir şeydi bu. Tıpkı yaşlı köpeğin öldürülmesi gibi. Olaylara bugünün bakış açısıyla bakarsak eğer tabii ki onları anlayamayız. Demek ki o da en doğrusunun bu olduğunu düşünmüştü.

  ‘’İnsanlar gaddar eylemlerinin sonuçlarını tam olarak kavrayamadıkları sürece birbirlerini ezebilirler, üzebilirler hatta öldürebilirdiler.’’

  Aralarındaki dostluğa farklı bir açıdan daha bakalım. Lennie unutkan olduğundan işe girmeleri için gerekli olan çalışma karnesini George muhafaza ediyordu. Sürekli yer değiştiriyorlar ve düşük ücret alıyorlardı bu koşullarda ikisi de aslında yaşama mücadelesi veriyordu. George soruyorum size fizik gücü yüksek iki kişilik iş yapan, üstelik de kendisine koşulsuz seven sadık ve de itaatkâr, her dediğini yapan kalbi temiz birini niye yanında istemesin ister çünkü zeki adam. Üstelik de kendindeki akıl gücünü ondaki fiziki güçle birleştirdiğinde ayakta kalabilirlerdi gayet mantıklı gözüküyor değil mi? Belki de göründüğü kadar özgüvenli değildi? Tabii ki Lennie yine kontrol edemediği gücü sayesinde yaptıkları planları altüst edene kadar.

 Kitabın ismine ilham veren şiir geldi aklıma. ‘’En iyi planları farelerin ve insanların sıkça ters gider...’’ Dünyaya bir an için farelerin gözünden bakacağım hiç aklıma gelmezdi. George aklı simgeliyordu evet ama düşündüm de o dönemde onlar için ne akıl yetiyordu tek başına hayatta kalmaya ne de güç. Lennie geleneği ve de maneviyatı temsil ettiğine göre Lennie’nin ölmesi maneviyatın ve de beden gücünün ölümü manasına mı geliyordu? Ayrıca George kendini bu kadar yalnız hissetmeseydi Lennie’ye:’’kuyruğumda seni taşımasam çok daha rahat ve güzel bir hayatım olurdu’’ dediği hâlde ondan neden bir türlü kopamıyordu. Cemil Meriç’in güzel bir sözü vardır:’’yalnızlık, yalnız kalamamaktır.’’ George yalnızlığını sadık bir dostla tamamlamıştı ama ne yazık ki erdem denen şey o dönemde sadece ütopyaydı çünkü o şaşırtan dostluk dönemin koşullarına acımasızca yenildi. Lennie karakterinin yumuşak şeylere olan zaafıne ne demeli peki. Bu durum kendini onlarla özdeşleştirmesinden kaynaklanıyor olabilir miydi?

 Ölü fareyi neden sever insan? Gücünü kontrol edememesi ve sert sevmesi ezilen birinin kendinden daha zayıf bir varlığı ezme psikolosisi olabilir miydi? Yumuşak hayvanları sert sevmesi de garip bir paradoks üstelik. O dönemin yapısının insan psikolojisini bozmayacağını düşünmek hiç de mantıklı gelmiyor bana. Lennie karakterinin gerçek bir karakter olduğu gerçekten de birini öldürdüğü ve akıl hastanesine yattığı bilgisine ulaştım ve kaynaklarda da belirttim. Üstelik yazar bu karakterle birlikte çalışmıştır. Düşünsenize bir insan birlikte çalıştığı bir karakteri yazarken kendi duygularını ve de karakterini es geçebilir mi? İşte bu yüzden de George karakterinin yazarın kişiliğinden izler taşıdığını düşünüyorum biyografisi de bunu doğruluyor. Romanını bu kadar samimi yazmasının nedeni onlarla birlikte çalışmasına bağlıyorum. Sonuçta yaşadıklarını, gördüklerini yani gerçekleri yazmış. Edebiyatın şifalı gücüyle acılarını sağaltmak mı istemişti?  Karakterlerine o rolleri biçerken kendi yaşamından da bazı kesitler giydirdiğini hatta Yazarın biz okurlara duyguyu en iyi şekilde geçirdiği karakterse bana göre Lennie karakteridir. George’un Lennie’ye iş görüşmesinde konuşmamasını söylemesi ise aslında toplumun zihinsel engellilere olan yaklaşımını bildiğini gösterir. Lennie karakteri aynı zamanda insanlara karşı ön yargılardan uzak durmamızın da dersidir çünkü görünüş aldatıcıdır. Yazar analizime gelecek olursam köpeğin ve de Lennie’nin öldürülme nedeni, yöntemi hatta kullanılan silahın markası bile aynıdır. Silahın markasından da anlayacağımız üzere John Steinbeck Nazi Almanyası başta olmak üzere totaliter sistemlere vurgu yapmıştır. Bu da onun cesur yapısını gösterir. İnsanlığa mal olmuş eserler eleştirilemez mantığını doğru bulmuyorum. Unutmayın ki eleştirilmeyen roman anlaşılamayan romandır. Yazarın kadın ve dostluk kavramlarının içini dolduramadığını ve psikolojik derinliği veremediğini düşünüyorum. Böyle düşünmemin nedenini buldum. ‘’Gazap üzümleri’’ adlı romanındaki kadın algısı ve kadına biçilen o değerli rolle bu romanındaki kadın algısı arasında tutarsızlık bulmuştum. Gazap üzümlerinde kadın ve aile kavramı değerli tanıtılmıştı halbuki ikisi de hemen hemen aynı dönemin romanıydı ve benzer konular işlenmişti ama bu roman daha derinlikliydi. Bu iki roman birbirinin tamamlayıcısı gibidir de aslında ‘’Fareler ve insanlar’’o dönemde var olanı olduğu gibi  anlatıyor ‘’ Gazap üzümleri’’ ise olması gerekeni sanki ve sanırım o insanların yardımlaşması etkilemişti beni. Bu romanda ise bende iz bırakan cümle: Lennie’ye döndüm: ‘’Atla suya dedim’’Atladı. Hiç yüzme bilmiyordu.Biz onu çıkarana dek nerdeyse boğuluyordu.Onu çekip sudan çıkardım diye bana öyle minnet duydu ki “atla!” diyenin ben olduğumu hepten unutmuştu. İşte… Onunla bir daha asla dalga geçmedim. (Sayfa 50)

 Sonuç olarak insanlar ayrımcı ve zalim olmayı seçmişti ama adil bir toplum düzenini de seçebilirlerdi ve artık günümüz dünyasında bir şeylerin değişmesi gerekiyor çünkü gaddarlık ve ayrımlar insanlığa hiçbir zaman huzur getirmemiştir ve de getirmeyecektir. Romandan da bunu net bir şekilde çıkarıyoruz. Bana göre yazar da romanlarında bunu amaçlamıştı zaten. Romandaki gerçeklik bizi hüzünlü bir sonla buluşturmuş olsa da beynimizin damağında kalıcı bir iz ve de lezzet bırakıyor. Bu roman mutlaka okunmalıdır ama yazarın diğer eserleri, biyoğrafisiyle birlikte. Romandan çıkartılacak net sonuç insanca yaşamak için insanca bir toplum düzeni gerekir oysa o dönemde insanca yaşamak sadece bir hayaldi.

 

                      KAYNAKÇA:

1-https://seyler.eksisozluk.com/1930larda-amerikada-meydana-gelen-iklimsel-felaket-dust-bowl

2-https://fikirturu.com/ekonomi/buyuk-buhranda-ne-yasandi-bir-benzeri-kapida-mi/

3-https://listelist.com/buyuk-buhran-sosyal-hayata-etkisi/

4-Steinbeck John. Gazap üzümleri. Çev.. Belkıs Çorakçı Dişbudak.        İstanbul: Sel Yayıncılık, 2017

5-https://kitapeki.com/bir-alt-metin-olarak-fareler-ve-insanlardaki-emek-somurusu/

6-https://oggito.com/icerikler/kusurlu-deha-john-steinbeck/63612

7-Lee Harper.Bülbülü Öldürmek. Çev. Ülker İnce.İstanbul: Epsilon yayınevi 2020. 

 
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , İNSANCA, YAŞAMAK, BİR, HAYAL, MİYDİ?,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı