

Dünya’da ilk televizyon yayınlarının başlamasından tam kırk iki sene sonra 31 Ocak 1968’ de Türkiye Cumhuriyetinde ilk televizyon yayınları başladı. Her ne kadar 1953’ de İstanbul Teknik Üniversitesiyle birlikte haftada bir yayın yapılmaya başlanmışsa da bir kanalın devamlı yayına geçmesi 1968 senesini bulmuştur. 31 Ocak tarihi aynı zamanda Osmanlılarda Matbaanın ilk kez kullanılmaya başladığı tarih olmasıyla da anlamlıdır. Tam kırk üç yıldır, televizyon hayatlarımızda yer alıyor. Eskinin tek kanallı siyah beyaz günleriyle, şimdinin sayısız kanallı renkli LCD veya LED televizyonlarının arasında oldukça büyük farklar olsa da televizyon etkisini yitirmeden hala hayatlarımızdaki rolünü sürdürmekte. İlk deneme televizyon yayını Ankara’da Mithatpaşa Stüdyosu’nda Mahmut Tali Öngören’in açılış konuşmasıyla başladı. Haftada 3 gün, üçer saat olarak başlayan deneme yayınları 1 yıl sonra haftada 4 güne çıktı. 1974 yılında Televizyon yayınları haftanın her günü gerçekleştirilirken, yayınlar ülke nüfusunun %55’i (19 milyon) tarafından izlenilir oldu. Televizyonunun Türkiye’ye gelişinin 10. yılında PTT merkezlerine kayıtlı Televizyon alıcı sayısı 2 milyon 250 bine ulaştı Giderek artan yayın saatleri ile birlikte ekran, 31 Aralık 1981 yılbaşı gecesinden itibaren renklenmeye başladı ve 1984 yılında tamamen renkli yayına geçildi. 5 Mayıs 1990 senesinde Magic Box adı ile ilk özel televizyon kanalı yayına başladı. Bahsedilen tarihler o kadar eski olmasalar da, bugün internet üzerinden bile televizyon yayını yapılıyor. Günümüz insanı için bu akıl almaz gelişim takdire şayan. Bu gelişimle birlikte insan ilişkileri ve sosyalleşme alanlarında gerileme yaşasak da, dünyanın öbür ucundaki tüm bilgilere ve verilere erişebilir, her türlü televizyon yayınını alabilir hale geldik. Televizyonlar, bir ticari kurum olarak yayın yapmakta olmalarına rağmen, kitleleri etkileme, yöneltme güçlerini ellerinde bulunduruyorlar. Televizyon bağımlılığı, insanlığın önünde ki ciddi sorunlardan bir tanesi. Yayınlar öylesine inandırıcı etkiler doğurabiliyor ki, bir dizi karakteri için cenaze töreni düzenlemeye kadar götürebiliyor insanları. Sosyo-kültürel açıdan zenginleşemeyen halk ellerindeki en kolay etkileşim aracı olan televizyondan ediniyor kültürünü. Gittikçe artan televizyon kirliliği, dizilerdeki çapraşık ilişkiler ağı ve bunları sadece bir eğlence aracı olmaktan çıkarmış, kendisini birçok dizi karakteriyle özdeşleştirmiş bir toplum. Bir oyuncu olarak, endişelenmeme sebebiyet veren konular bunlar.




















