Osmanlı İmparatorluğunun Son Zarif Yüzyılları:
Osmanlı Kadın ve Erkek Giyiminde Dönüşüm. Giriş.

Tarihçi - Yazar : Nurjahan Polat
nurcan.22@hotmail.com - 05556385439
Osmanlıda Padişahlar her dönem kıyafetlerine çok önem
verirlerdi.Özellikle halkın karşısına çıkacakları zaman,Cuma
namazlarında ,elçi kabullerinde giyim kuşamlarına çok
ihtimam gösterirlerdi.Padişahların yanı sıra hanım sultanlar
da giyim ve süslerine meraklılardı.
Osmanlı saray dikiş kültürünün köklü geçmişini ve
padişahların bu konudaki titizliğini günümüze kadar ulaşan
"Saray Kıyafetleri" koleksiyonunda görüyoruz. XVIII.
yüzyıldaki kurumsallaşmadan çok daha önce, XVII. yüzyılın
başlarında dahi hanedan üyelerinin kıyafetleri üzerindeki
denetim oldukça sıkıydı.Padişahların kıyafetleri sadece süs
değil, aynı zamanda nişan,rütbe,statü göstergesi idi.
Topkapı Sarayı Kıyafet Koleksiyonu bizi bu konuda
aydınlatacak en önemli kaynaktır.
Sarayın Değişen Çehresi: Terzi Defterlerinden Paris
Modasına Osmanlı Giyim Kültürü.
Saraylı kadınların günlük yaşamına, giyim kuşamına ve
terzileriyle olan ilişkilerine ışık tutan en önemli kaynaklar
XVIII . yüzyılın sonlarından itibaren tutulan terzi
defterleridir.XIX . yüzyılda ise bu defterler çeşitlenir ve saraylı
kadınların Avrupa’dan getirilen model sayfalarına göre
giyindikleri izlenir. Terziler artık saray dışındadır ve beğenilen
modeller, üzerlerine notlar yazılarak, numune kumaşlar tespit
edilerek kendilerine gönderilir. Saraylı kadınlar bu siparişleri
kalfaları ve saray ağaları vasıtasıyla terziye ulaştırırlar.
Masraflar ve siparişler bir deftere not edilir, bir kopyası da
terzide bulunur. İş bitiminde karşılıklı olarak hesaplar kapanır
ve mühürlenir. Bu defterler vasıtasıyla XVIII . ve XIX .yüzyılda
İstanbul’da faaliyet gösteren ve şehir elitine dikiş diken terzi
atölyelerinin de geçmişini öğrenmek mümkün olmaktadır.
Bu defterlerde çok ilgi çekecek yazışmalara da şahit
oluyoruz:Sultan I.Ahmed’in (1603- 1617) kızına ait seraser
(baştanbaşa gümüş üzerine altın yaldızlı kılaptanla
dokunmuş kumaş) terpuş (yüksek baş giyimi) etiketinde;
“Hanzade Sultan Hazretlerinindir, işte bu arakçin’e göre
dikilsin, dibası güzel olsun”, yazısı okunur (Topkapı Saray
Müzesi.13/792). Hanzade Sultan’ın çocukluk kaftanı, kutnu
kumaştan, sarı, mavi, krem, siyah renklerle yollu desenlidir. İçi
pamukla kapitoneli, kalın, kışlık bir giysidir. Padişah bu
kaftanı kızı için koyu bulmuş ve terziye çıkışmıştır. Kızgınlığı
giysinin göğsü üzerine iliştirilmiş etikete yansımıştır;
“Niçin kaftanları çirkin dikersiz?Bunu nasıl insan giyer? Bu
kara çakşırları kim giyer,?Al kumaş yok mudur?Ak atlas yok
mudur?” (Topkapı Saray Müzesi. 13/275).
Bir diğer örnek ise III .Mustafa'nın kızı Hatice Sultan'ın bir nevi
moda danışmanlığını yapmış Fransız Antoine Ignace Melling
(1763- 1831),arasında yazışmaya da rastlıyoruz:
“Melling Kalfa, bu resim bu mavi atlas üstüne sarı,beyaz
rengâmiz pul ile ve tirtir ile işletesin. Bir parça örnek işletesin
pulların çeşidini sen koyasın. Heman örnek çabuk getiresin.
Başka yere verip işletirim ama örneği sen güzel yaparsın,
onun için sana irsal eyledim. İstanbul resmi irsaldir, bu
solmadı. Bu entari resim kenarına alafırangaya bir resim su
yapasın. Bu esvabı beğenirsen alasın getirmeyesin. 20 kuruş
sana irsaldir” (Perot vd., 2001).
Melling’in sadece bir ressam değil, Hatice Sultan için bir
mimar ve iç mekan tasarımcısı olduğunu belirtmek,
saraydaki Batılılaşmanın sadece kıyafette değil, mekânda da
başladığını gösterir.
Lâle Devri olarak XVIII.- XIX. yüzyıl Osmanlı saray kadın
modasına ışık tutan görsel kaynak olarak; minyatürler,
gravürler, tuval resimleri, fotoğraflar, tüccar, terzi defterleri,
kumaş numune defterleri, model sayfaları ve terzilere verilen
talimatlarla üzerine iliştirilen numune kumaşlardır.
Lâle Devrinin ünlü saray sanatçısı Levnî, sokak kıyafetlerinde
kadınları üzerlerine giydikleri ferace ve ince, şeffaf
yaşmaklarıyla gösterir.[^1]
Aynı yıllarda İstanbul’da yaşayan İngiltere elçisinin eşi Lady
Mary Wortley Montagu, Osmanlı kadınlarının giyim
kuşamlarına büyuk hayranlık duymuştur. İzlenimlerini ablası
Lady Mar’a yazdığı mektuplarda anlatmıştır (Refik, 1933).
Beğendiği kıyafetlerden kendisine de diktirmekle kalmamış
bir de diktirdiği kiyafetlerle portresini yaptırmıştır.Onun
mektupları ve portresi Avrupa’da Osmanlı kadın modasının
tanınmasında ve yayılmasında en önemli faktörlerden biri
olmuştur. Avrupa’da elit ailelerin kadınları Doğulu kadın
kıyafetleri giyerek resim yaptırmaları moda olmuş ve bu
durumdan en fazla yararlananlar Oryantalist adıyla
tanımlanan ressamlar olmuştur.
[^1] Levnî TSMK H. 2164 yp. (7a, 7b). /Bkz.: Bkz. Gül İrepoğlu, Levnî, Nakış, Şiir,Renk,İstanbul
1999, s. 180-181.
Lady Mary Osmanlı milli kadın kıyafetiyle. Levni ,Osmanlı Kadınları tablosu.
Üç Etekten İstanbulin’e: Osmanlı’da
Modernleşmenin Estetik İzleri.
XlX . ve XX . yüzyıllarda Osmanlı'da kadın giyiminde
batılılaşma, modernleşme ve toplumsal değişim ile paralel bir
süreç olarak gelişti. Kadınlar geleneksel Osmanlı kıyafetlerini
yavaş yavaş Batı modasından esinlenen kıyafetlerle
değiştirmeye başladılar. Bu dönüşüm özellikle ll. Meşrutiyet
ve Cumhuriyetin ilk yıllarında daha da hız kazandı.Kadınlar
hem eğitim, hem de kamusal alanda daha görünür hale
gelirken, kıyafetleri de bu değişime ayak uydurdu.
1842 tarihlerinde İstanbul’da bulunan Maltalı ressam
Amedeo Preziosi’nin resimlerinde, erkeklerin giyimlerinde
entari altında hâlâ şalvar görünür. Ancak, 1867’de Sultan
Abdülaziz’in Avrupa seyahati dönüşünden sonra üç etek ve
şalvarlara gençlerin rağbeti azalmış, iki etek entari modası
görülmeye ve Batı modasının etkisi iyice hissedilmeye
başlanmıştır.[^2]
Erkek kıyafetlerinde Batılılaşma II. Mahmud'un Yeniçeri
Ocağını kaldırması(1826) ile başlamış ,halkın ve devletin
çehresini değiştiren mühim olaylardandır.Bu dönemden
itibaren Padişahlar yeni kurulan ordunun kumandanı olarak
ceket ve pantalondan oluşan uniforma giymeğe
başlamışlar.Fes de bu yıllarda rağbet görmüş.Uzun ceketler
önce Batıdan geldiği şekilde, boyna oturacak kadar sıkı sıkıya
bedene oturan redingotlardır.II.Abdülhamid'den itibaren
yakaları biraz daha oyularak içinden gömleğin görünmesine
imkân verecek şekilde "İstanbulin" denilen kesimde Osmanlı
tarzına uyarlanmıştır. Kıyafetlerin yanı sıra aksesuarlar da
yoğun ilgi görmüş,cep saatleri,eldivenler,işlemeli bastonlar da
modanın bir parçası olarak yerini almıştir. Pantolon, ceket ve
fes ile tamamlanan kıyafetler ayakkabı,zaman zaman da
çizmelerle kombinlenerek Cumhuriyet dönemine kadar
kullanılmıştır.Kısacası asırlar boyunca kullanılan
kavuk,cübbe,şalvar yerini modern kıyafetlere bırakmıştır.
1850 yılında doğan ve padişahın doktoru Sırrı Paşa'nın kızı
olmasından dolayı yaşamının bir bölümü sarayda geçen şair,
bestekar Leyla Saz 1936'daki ölümüne kadar Osmanlı
İmparatorluğu'nun son Cumhuriyeti'nin ilk dönemlerini gören
kadın tanıktır.Leyla Saz da 1867 yılında Sultan Abdülaziz’in
[^2] Hülya Tezcan "Osmanlı İmparatorluğu'nun Son Yüzyılında Kadın Kıyafetlerinde
Batılılaşma"Sanat Dünyamız1988,s.37.s.45-51.
İmparatorluğu'nun Son Yüzyılında Kadın Kıyafetlerinde Batılılaşma"Sanat
Dünyamız"1988,s.37.s.45-51.
II.Abdülhamid Han'ın uniforması
Çamlıca Camii İslam Medeniyetleri Müesi.
Avrupa dönüşüne dair anılarını anlatırken, artık üç etek ve
şalvara rağbet edilmediğini, tek etek modası başladığını
söyleyerek ressam Preziosi'nin resimlerindeki çizimleri
doğrular.Abdülaziz’in Avrupa seyahatinden dönüşünde
saraydaki hanımlar özel bir karşılama töreni yapmışlar,
hanımların çoğu Sultanı Avrupa tarzı kıyafetler içinde
karşılamışlar, yaşlı kalfalar ise tam tersi geleneksel giyim
tarzı olan entarilerini tercih etmişlerdir.[^3]
Anılarını topladığı kitabında Leyla Saz anımsadığı yıllardaki
kadın feracelerinin düz, kollarının ve bedeninin bol, yakasının
geniş ve uzun, içinin "Sandal" denilen küçük dallı ve benekli,
yumuşak ,düz beyaz astarlı olduğunu söyler.
Yaşmakla(Yaşmak:yüzü ve ağzı kapatan ince tül kumaş) ilgili
şu bilgiyi verir: Bir karış ende yaşmak parçasının bir başına
köşesini de dönmek şartı ile ince oya yapılır, uzunluğuna 4
kat devşirilip bastırılarak ,devşirim gösterilir, oyalı ucu açılır
[^3] Leyla Saz .Harem'in iç yüzü.Sadi Borak İstanbul 1974.s.147.
alın, şakaklar ve serpuş(çiçek ve ya mücevherle süslenmiş
küçük başlık ve ya tavuz kuşu tüyünden süslenmiş hotoz)
örtülür, enseden toplanıp iliştirilirdi.Samur,kakum,vaşak,tilki
kürkleri hem kadınların omuzunda süs,hem de devlet ricali
arasında statü göstergesi olarak yaygındı.
Osmanlı'nın son dönemlerinde eserler vermiş olan kadın
yazar ve uzun yıllar Haremde yaşamış Zeynep Hanım da
anılarında, Sultan Abdülaziz’in Paris ziyareti akabinde,Fransa
İmparatoriçesi Eugenie’nin 1869 tarihinde gerçekleştirdiği
İstanbul ziyaretinin, Avrupa modasının saray kadınları ve üst
sınıf kadınlar tarafında tatbik edilmesinde önemli olduğunu
belirtir. Saraylı kadınlar ve başkentin elit kadınları, 1870’ten
itibaren Paris modasını izleyerek iki parçalı kabarık kollu
etekleri ,korseleri(beli ince gösterir),krinolini(etekleri kabartan
tel kafes),turnür(arkadan kabarık özel kesim elbiseler)
giymeye,aksesuar olarak şifon(oldukça zarif bir
kumaş)eldiven,güneş şemsiyeleri,yelpazeler kullanmaya
Osmanlı'da Tanzimat sonrası kadın kıyafetleri (Sadberk Hanım Müzesi Koleksiyonu)
başlamışlar.Avrupa tarzı saç modellerine daha fazla meyl
etmişler. Zeynep Hanım topuklu ayakkabıların pabuç yerine
geçtiğini, şalvar ve entarinin terk edildiğini, Paris’ten kıyafet
ısmarlanmaya başladığını ve bir süre sonra orta sınıfın
saraylı kadınları taklit ederek Batılı kıyafet giyinmeye
başladığını yazar.[^4]
Lady Montagu’nun hayranlıkla anlattığı o "üç etekli"
geleneksel silüet, 1839 Tanzimat Fermanı sonrası yerini
yavaş yavaş Fransız terzilerin elinden çıkan korseli ve kabarık
etekli formlara bırakmıştır."
Yüzyıl sonunda Avrupa tarzı kıyafet modası iyice yerleşmiş
olmasına rağmen, geleneksel kıyafetler de ortadan
kalkmayarak varlığını sürdürmüştür.
II. Abdülhamid’in kızı Ayşe Osmanoğlu, XIX. yüzyılın
sonlarında sarayda bulunan Nerkisnihal Kalfa adında yaşlı bir
saraylı hanımın, diğer saraylı kalfalar gibi giyinmediğini, kısa
eteksiz entari üzerine hırka, beline şal kuşak, başına fes giyip,
oyalı yemeni bağladığını yazar.[^5]
Osmanlı’da giyimdeki bu değişim, sadece bir moda akımı
değil; aynı zamanda devletin ve toplumun "yüzünü Batı'ya
dönme" çabasının görsel bir manifestosudur. Ancak Ayşe
Osmanoğlu’nun Nerkisnihal Kalfa örneğinde belirttiği gibi, bu
değişim her zaman radikal bir kopuş değil, eskiyle yeninin bir
süre yan yana yaşadığı bir "geçiş estetiği" yaratmıştır.
[^4] Zeynep Hanoum A Turkish Woman's European İmpressions(Bir Türk Kadınının Avrupa
İzlenimleri),haz.Garace Ellison (İngiliz Gazetesi)Philadelphia ,1913,s.97-98.133
[^5] Ayşe Osmanoğlu.Babam Sultan Abdülhamid.Hatıralarım,Ankara 1986 ,s.40.
Kaynkça:
Abdülmecid Efendi Köşkü,Mâziden Âtiye Zarâfet
sergisi.Sadberk Hanım Müzesi koleksiyonundan.2024
Çamlıca Camii,Islam Medeniyetleri
müzesi,II.Abdülhamid Han'ın üniforması,2025.
Levnî TSMK H. 2164 yp. (7a, 7b). /Bkz.: Bkz. Gül
İrepoğlu, Levnî, Nakış, Şiir,Renk,s. 180-181,İstanbul 1999.
Hülya Tezcan "Osmanlı İmparatorluğu'nun Son
Yüzyılında Kadın Kıyafetlerinde Batılılaşma"Sanat
Dünyamız,s.37.s.45-51.1988.
Hülya Tezcan,"Moda'nın tarihi dökümanları".Dergi
Park.org.tr
Leyla Saz .Harem'in iç yüzü.s.147.Sadi Borak İstanbul
1974.
Zeynep Hanoum A Turkish Woman's European
İmpressions(Bir Türk Kadınının Avrupa
İzlenimleri),haz.Garace Ellison (İngiliz
Gazetesi)Philadelphia ,s.97-98.133.1913
Ayşe Osmanoğlu.Babam Sultan
Abdülhamid.Hatıralarım,,s.40,Ankara 1986 .
Perot vd., 2001, Hatice Sultan, Pariste Melling kalfa diye
hitap ettiği sanatçıyla küçük pusulalar aracılığı ile
haberleşmiştir. Melling kalfa Türkçe öğrenmiş, Hatice
Sultan’a da Lâtin alfabesiyle Fransızca yazmayı ve
konuşmayı öğretmiştir. Türkçe ve Fransızca yazılmış bu
belgeler, Melling’in İstanbul’da kaldığı sürede yaptığı
İstanbul’un panoramik resimleri, Fransa’da açılan bir
sergide gösterilmiştir. Bu küçük serginin bir de kataloğu
hazırlanmış ve Türkçe’ye çevrilmiştir


