islami sohbet bizim mekan çemberleme makinası kurumsal web dini chat sohbet odaları
24 Nisan 2026 - Cuma

Osmanlı İmparatorluğunun Son Zarif Yüzyılları:

Osmanlı Kadın ve Erkek Giyiminde Dönüşüm. Giriş.

Yazar - Tarihçi - Yazar : Nurjahan Polat
Okuma Süresi: 12 dk.
Tarihçi - Yazar : Nurjahan Polat

Tarihçi - Yazar : Nurjahan Polat

nurcan.22@hotmail.com - 05556385439
Google News


Osmanlıda Padişahlar her dönem kıyafetlerine çok önem 
verirlerdi.Özellikle halkın karşısına çıkacakları zaman,Cuma 
namazlarında ,elçi kabullerinde giyim kuşamlarına çok 
ihtimam gösterirlerdi.Padişahların yanı sıra hanım sultanlar 
da giyim ve süslerine meraklılardı.
Osmanlı saray dikiş kültürünün köklü geçmişini ve 
padişahların bu konudaki titizliğini günümüze kadar ulaşan 
"Saray Kıyafetleri" koleksiyonunda görüyoruz. XVIII. 
yüzyıldaki kurumsallaşmadan çok daha önce, XVII. yüzyılın 
başlarında dahi hanedan üyelerinin kıyafetleri üzerindeki 
denetim oldukça sıkıydı.Padişahların kıyafetleri sadece süs 
değil, aynı zamanda nişan,rütbe,statü göstergesi idi.
Topkapı Sarayı Kıyafet Koleksiyonu bizi bu konuda 
aydınlatacak en önemli kaynaktır.
Sarayın Değişen Çehresi: Terzi Defterlerinden Paris 
Modasına Osmanlı Giyim Kültürü.
Saraylı kadınların günlük yaşamına, giyim kuşamına ve 
terzileriyle olan ilişkilerine ışık tutan en önemli kaynaklar 
XVIII . yüzyılın sonlarından itibaren tutulan terzi 
defterleridir.XIX . yüzyılda ise bu defterler çeşitlenir ve saraylı 
kadınların Avrupa’dan getirilen model sayfalarına göre 
giyindikleri izlenir. Terziler artık saray dışındadır ve beğenilen 
modeller, üzerlerine notlar yazılarak, numune kumaşlar tespit 
edilerek kendilerine gönderilir. Saraylı kadınlar bu siparişleri 
kalfaları ve saray ağaları vasıtasıyla terziye ulaştırırlar. 
Masraflar ve siparişler bir deftere not edilir, bir kopyası da 
terzide bulunur. İş bitiminde karşılıklı olarak hesaplar kapanır 
ve mühürlenir. Bu defterler vasıtasıyla XVIII . ve XIX .yüzyılda 
İstanbul’da faaliyet gösteren ve şehir elitine dikiş diken terzi 
atölyelerinin de geçmişini öğrenmek mümkün olmaktadır.
Bu defterlerde çok ilgi çekecek yazışmalara da şahit 
oluyoruz:Sultan I.Ahmed’in (1603- 1617) kızına ait seraser 
(baştanbaşa gümüş üzerine altın yaldızlı kılaptanla 
dokunmuş kumaş) terpuş (yüksek baş giyimi) etiketinde; 
“Hanzade Sultan Hazretlerinindir, işte bu arakçin’e göre 
dikilsin, dibası güzel olsun”, yazısı okunur (Topkapı Saray 
Müzesi.13/792). Hanzade Sultan’ın çocukluk kaftanı, kutnu 
kumaştan, sarı, mavi, krem, siyah renklerle yollu desenlidir. İçi 
pamukla kapitoneli, kalın, kışlık bir giysidir. Padişah bu 
kaftanı kızı için koyu bulmuş ve terziye çıkışmıştır. Kızgınlığı 
giysinin göğsü üzerine iliştirilmiş etikete yansımıştır; 
“Niçin kaftanları çirkin dikersiz?Bunu nasıl insan giyer? Bu 
kara çakşırları kim giyer,?Al kumaş yok mudur?Ak atlas yok 
mudur?” (Topkapı Saray Müzesi. 13/275). 
Bir diğer örnek ise III .Mustafa'nın kızı Hatice Sultan'ın bir nevi 
moda danışmanlığını yapmış Fransız Antoine Ignace Melling 
(1763- 1831),arasında yazışmaya da rastlıyoruz:
“Melling Kalfa, bu resim bu mavi atlas üstüne sarı,beyaz 
rengâmiz pul ile ve tirtir ile işletesin. Bir parça örnek işletesin 
pulların çeşidini sen koyasın. Heman örnek çabuk getiresin. 
Başka yere verip işletirim ama örneği sen güzel yaparsın, 
onun için sana irsal eyledim. İstanbul resmi irsaldir, bu 
solmadı. Bu entari resim kenarına alafırangaya bir resim su 
yapasın. Bu esvabı beğenirsen alasın getirmeyesin. 20 kuruş 
sana irsaldir” (Perot vd., 2001).
Melling’in sadece bir ressam değil, Hatice Sultan için bir 
mimar ve iç mekan tasarımcısı olduğunu belirtmek, 
saraydaki Batılılaşmanın sadece kıyafette değil, mekânda da 
başladığını gösterir.
Lâle Devri olarak XVIII.- XIX. yüzyıl Osmanlı saray kadın 
modasına ışık tutan görsel kaynak olarak; minyatürler, 
gravürler, tuval resimleri, fotoğraflar, tüccar, terzi defterleri, 
kumaş numune defterleri, model sayfaları ve terzilere verilen
talimatlarla üzerine iliştirilen numune kumaşlardır. 
Lâle Devrinin ünlü saray sanatçısı Levnî, sokak kıyafetlerinde 
kadınları üzerlerine giydikleri ferace ve ince, şeffaf 
yaşmaklarıyla gösterir.[^1]
Aynı yıllarda İstanbul’da yaşayan İngiltere elçisinin eşi Lady 
Mary Wortley Montagu, Osmanlı kadınlarının giyim 
kuşamlarına büyuk hayranlık duymuştur. İzlenimlerini ablası 
Lady Mar’a yazdığı mektuplarda anlatmıştır (Refik, 1933). 
Beğendiği kıyafetlerden kendisine de diktirmekle kalmamış 
bir de diktirdiği kiyafetlerle portresini yaptırmıştır.Onun 
mektupları ve portresi Avrupa’da Osmanlı kadın modasının 
tanınmasında ve yayılmasında en önemli faktörlerden biri 
olmuştur. Avrupa’da elit ailelerin kadınları Doğulu kadın 
kıyafetleri giyerek resim yaptırmaları moda olmuş ve bu 
durumdan en fazla yararlananlar Oryantalist adıyla 
tanımlanan ressamlar olmuştur.
[^1] Levnî TSMK H. 2164 yp. (7a, 7b). /Bkz.: Bkz. Gül İrepoğlu, Levnî, Nakış, Şiir,Renk,İstanbul 
1999, s. 180-181.
Lady Mary Osmanlı milli kadın kıyafetiyle. Levni ,Osmanlı Kadınları tablosu.
Üç Etekten İstanbulin’e: Osmanlı’da 
Modernleşmenin Estetik İzleri.
XlX . ve XX . yüzyıllarda Osmanlı'da kadın giyiminde 
batılılaşma, modernleşme ve toplumsal değişim ile paralel bir 
süreç olarak gelişti. Kadınlar geleneksel Osmanlı kıyafetlerini 
yavaş yavaş Batı modasından esinlenen kıyafetlerle 
değiştirmeye başladılar. Bu dönüşüm özellikle ll. Meşrutiyet 
ve Cumhuriyetin ilk yıllarında daha da hız kazandı.Kadınlar 
hem eğitim, hem de kamusal alanda daha görünür hale 
gelirken, kıyafetleri de bu değişime ayak uydurdu.
1842 tarihlerinde İstanbul’da bulunan Maltalı ressam 
Amedeo Preziosi’nin resimlerinde, erkeklerin giyimlerinde 
entari altında hâlâ şalvar görünür. Ancak, 1867’de Sultan 
Abdülaziz’in Avrupa seyahati dönüşünden sonra üç etek ve 
şalvarlara gençlerin rağbeti azalmış, iki etek entari modası 
görülmeye ve Batı modasının etkisi iyice hissedilmeye 
başlanmıştır.[^2]
Erkek kıyafetlerinde Batılılaşma II. Mahmud'un Yeniçeri 
Ocağını kaldırması(1826) ile başlamış ,halkın ve devletin 
çehresini değiştiren mühim olaylardandır.Bu dönemden 
itibaren Padişahlar yeni kurulan ordunun kumandanı olarak 
ceket ve pantalondan oluşan uniforma giymeğe 
başlamışlar.Fes de bu yıllarda rağbet görmüş.Uzun ceketler 
önce Batıdan geldiği şekilde, boyna oturacak kadar sıkı sıkıya 
bedene oturan redingotlardır.II.Abdülhamid'den itibaren 
yakaları biraz daha oyularak içinden gömleğin görünmesine 
imkân verecek şekilde "İstanbulin" denilen kesimde Osmanlı 
tarzına uyarlanmıştır. Kıyafetlerin yanı sıra aksesuarlar da 
yoğun ilgi görmüş,cep saatleri,eldivenler,işlemeli bastonlar da 
modanın bir parçası olarak yerini almıştir. Pantolon, ceket ve 
fes ile tamamlanan kıyafetler ayakkabı,zaman zaman da 
çizmelerle kombinlenerek Cumhuriyet dönemine kadar 
kullanılmıştır.Kısacası asırlar boyunca kullanılan 
kavuk,cübbe,şalvar yerini modern kıyafetlere bırakmıştır.
 1850 yılında doğan ve padişahın doktoru Sırrı Paşa'nın kızı 
olmasından dolayı yaşamının bir bölümü sarayda geçen şair, 
bestekar Leyla Saz 1936'daki ölümüne kadar Osmanlı 
İmparatorluğu'nun son Cumhuriyeti'nin ilk dönemlerini gören 
kadın tanıktır.Leyla Saz da 1867 yılında Sultan Abdülaziz’in 
[^2] Hülya Tezcan "Osmanlı İmparatorluğu'nun Son Yüzyılında Kadın Kıyafetlerinde 
Batılılaşma"Sanat Dünyamız1988,s.37.s.45-51.
İmparatorluğu'nun Son Yüzyılında Kadın Kıyafetlerinde Batılılaşma"Sanat 
Dünyamız"1988,s.37.s.45-51.
 II.Abdülhamid Han'ın uniforması
 Çamlıca Camii İslam Medeniyetleri Müesi.
Avrupa dönüşüne dair anılarını anlatırken, artık üç etek ve 
şalvara rağbet edilmediğini, tek etek modası başladığını 
söyleyerek ressam Preziosi'nin resimlerindeki çizimleri 
doğrular.Abdülaziz’in Avrupa seyahatinden dönüşünde 
saraydaki hanımlar özel bir karşılama töreni yapmışlar, 
hanımların çoğu Sultanı Avrupa tarzı kıyafetler içinde 
karşılamışlar, yaşlı kalfalar ise tam tersi geleneksel giyim 
tarzı olan entarilerini tercih etmişlerdir.[^3]
Anılarını topladığı kitabında Leyla Saz anımsadığı yıllardaki 
kadın feracelerinin düz, kollarının ve bedeninin bol, yakasının 
geniş ve uzun, içinin "Sandal" denilen küçük dallı ve benekli, 
yumuşak ,düz beyaz astarlı olduğunu söyler. 
Yaşmakla(Yaşmak:yüzü ve ağzı kapatan ince tül kumaş) ilgili 
şu bilgiyi verir: Bir karış ende yaşmak parçasının bir başına 
köşesini de dönmek şartı ile ince oya yapılır, uzunluğuna 4 
kat devşirilip bastırılarak ,devşirim gösterilir, oyalı ucu açılır
[^3] Leyla Saz .Harem'in iç yüzü.Sadi Borak İstanbul 1974.s.147. 
alın, şakaklar ve serpuş(çiçek ve ya mücevherle süslenmiş 
küçük başlık ve ya tavuz kuşu tüyünden süslenmiş hotoz) 
örtülür, enseden toplanıp iliştirilirdi.Samur,kakum,vaşak,tilki 
kürkleri hem kadınların omuzunda süs,hem de devlet ricali 
arasında statü göstergesi olarak yaygındı.
Osmanlı'nın son dönemlerinde eserler vermiş olan kadın 
yazar ve uzun yıllar Haremde yaşamış Zeynep Hanım da 
anılarında, Sultan Abdülaziz’in Paris ziyareti akabinde,Fransa 
İmparatoriçesi Eugenie’nin 1869 tarihinde gerçekleştirdiği 
İstanbul ziyaretinin, Avrupa modasının saray kadınları ve üst 
sınıf kadınlar tarafında tatbik edilmesinde önemli olduğunu 
belirtir. Saraylı kadınlar ve başkentin elit kadınları, 1870’ten 
itibaren Paris modasını izleyerek iki parçalı kabarık kollu 
etekleri ,korseleri(beli ince gösterir),krinolini(etekleri kabartan 
tel kafes),turnür(arkadan kabarık özel kesim elbiseler) 
giymeye,aksesuar olarak şifon(oldukça zarif bir 
kumaş)eldiven,güneş şemsiyeleri,yelpazeler kullanmaya 
Osmanlı'da Tanzimat sonrası kadın kıyafetleri (Sadberk Hanım Müzesi Koleksiyonu)
başlamışlar.Avrupa tarzı saç modellerine daha fazla meyl
etmişler. Zeynep Hanım topuklu ayakkabıların pabuç yerine 
geçtiğini, şalvar ve entarinin terk edildiğini, Paris’ten kıyafet 
ısmarlanmaya başladığını ve bir süre sonra orta sınıfın 
saraylı kadınları taklit ederek Batılı kıyafet giyinmeye 
başladığını yazar.[^4]
Lady Montagu’nun hayranlıkla anlattığı o "üç etekli" 
geleneksel silüet, 1839 Tanzimat Fermanı sonrası yerini 
yavaş yavaş Fransız terzilerin elinden çıkan korseli ve kabarık 
etekli formlara bırakmıştır."
Yüzyıl sonunda Avrupa tarzı kıyafet modası iyice yerleşmiş 
olmasına rağmen, geleneksel kıyafetler de ortadan 
kalkmayarak varlığını sürdürmüştür.
 II. Abdülhamid’in kızı Ayşe Osmanoğlu, XIX. yüzyılın 
sonlarında sarayda bulunan Nerkisnihal Kalfa adında yaşlı bir 
saraylı hanımın, diğer saraylı kalfalar gibi giyinmediğini, kısa 
eteksiz entari üzerine hırka, beline şal kuşak, başına fes giyip, 
oyalı yemeni bağladığını yazar.[^5]
Osmanlı’da giyimdeki bu değişim, sadece bir moda akımı 
değil; aynı zamanda devletin ve toplumun "yüzünü Batı'ya 
dönme" çabasının görsel bir manifestosudur. Ancak Ayşe 
Osmanoğlu’nun Nerkisnihal Kalfa örneğinde belirttiği gibi, bu 
değişim her zaman radikal bir kopuş değil, eskiyle yeninin bir 
süre yan yana yaşadığı bir "geçiş estetiği" yaratmıştır.
[^4] Zeynep Hanoum A Turkish Woman's European İmpressions(Bir Türk Kadınının Avrupa 
İzlenimleri),haz.Garace Ellison (İngiliz Gazetesi)Philadelphia ,1913,s.97-98.133
[^5] Ayşe Osmanoğlu.Babam Sultan Abdülhamid.Hatıralarım,Ankara 1986 ,s.40.
 

Kaynkça:
Abdülmecid Efendi Köşkü,Mâziden Âtiye Zarâfet 
sergisi.Sadberk Hanım Müzesi koleksiyonundan.2024
Çamlıca Camii,Islam Medeniyetleri 
müzesi,II.Abdülhamid Han'ın üniforması,2025.
Levnî TSMK H. 2164 yp. (7a, 7b). /Bkz.: Bkz. Gül 
İrepoğlu, Levnî, Nakış, Şiir,Renk,s. 180-181,İstanbul 1999.
Hülya Tezcan "Osmanlı İmparatorluğu'nun Son 
Yüzyılında Kadın Kıyafetlerinde Batılılaşma"Sanat 
Dünyamız,s.37.s.45-51.1988.
Hülya Tezcan,"Moda'nın tarihi dökümanları".Dergi 
Park.org.tr
Leyla Saz .Harem'in iç yüzü.s.147.Sadi Borak İstanbul 
1974.
 Zeynep Hanoum A Turkish Woman's European 
İmpressions(Bir Türk Kadınının Avrupa 
İzlenimleri),haz.Garace Ellison (İngiliz 
Gazetesi)Philadelphia ,s.97-98.133.1913
Ayşe Osmanoğlu.Babam Sultan 
Abdülhamid.Hatıralarım,,s.40,Ankara 1986 .
Perot vd., 2001, Hatice Sultan, Pariste Melling kalfa diye 
hitap ettiği sanatçıyla küçük pusulalar aracılığı ile 
haberleşmiştir. Melling kalfa Türkçe öğrenmiş, Hatice 
Sultan’a da Lâtin alfabesiyle Fransızca yazmayı ve 
konuşmayı öğretmiştir. Türkçe ve Fransızca yazılmış bu 
belgeler, Melling’in İstanbul’da kaldığı sürede yaptığı 
İstanbul’un panoramik resimleri, Fransa’da açılan bir 
sergide gösterilmiştir. Bu küçük serginin bir de kataloğu 
hazırlanmış ve Türkçe’ye çevrilmiştir

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.