islami sohbet bizim mekan çemberleme makinası kurumsal web dini chat sohbet odaları
17 Mart 2026 - Salı

HÜNERSİZ İNSAN ÖLÜME YAKINDIR

Hüner; sözlükte beceri isteyen, bilgi isteyen, ustalık, beceriklilik olarak tanımlanır. Hüneri olan, marifet ve maharet sahibi ustaya da hünerli insan denir.

Yazar - ÖNDER GÜZELARSLAN
Okuma Süresi: 8 dk.
ÖNDER GÜZELARSLAN

ÖNDER GÜZELARSLAN

info@aktuelgazete.com - 02126647132
Google News

Hüner; sözlükte beceri isteyen, bilgi isteyen, ustalık, beceriklilik olarak tanımlanır. Hüneri olan, marifet ve maharet sahibi ustaya da hünerli insan denir. Tasavvufi bir terim olarak kullanılan “Ehl-i hüner” ise, marifet ve ilim sahibi kimseler anlamına gelir. Yazımın başlığında ifade ettiğim “Hünersiz İnsan Ölüme Yakındır” bir Özbek Masalının konusu. Bu masalı, Prof. Dr. Ertuğrul Yaman 1990’lı yıllarda gittiği ve bir müddet bulunduğu Özbekistan izlenimlerini anlattığı “Türkistan Çınarı” isimli kitabında okudum. Hikâye çok hoşuma gitti, müthiş ve ibretlerle dolu. Sizlerin de bu ibretlik hikâyeden haberdar olmanız için bu yazıyım da bu Özbek masalına yer veriyorum. Eski zamanlarda, bir memlekette bir padişah yaşarmış. Günlerden bir gün padişah, ava çıkar ve oradaki bir oduncunun güzel kızını görüp âşık olur. Saraya döndükten sonra, kızın babasına dünürcü gönderir. Dünürcüler kızın babasına uğrayıp kızı padişaha isterler.
Oduncu gelenlere “kızımın boyu posu, aklı yerinde, kendisi bilir, çağırıp ona sorun”, demiş. Kızı çağırıp sorduklarında kız: “Padişahınızın ne hüneri var, ben hünerli birisiyle evleneceğim”, demiş. Dünürcüler: “Dünyada padişahlıktan büyük hüner olur mu? Padişah bütün hünerli halkın başıdır”, demişler. Kız: “Bana hünerlilerin başı gerekmez, hünerlinin kendisi gerektir. Zamanla bugün padişah olan bir insan yarın tahtan indirilip dilenci durumuna düşebilir. Padişahınıza gidip söyleyin, bana hünerini göstersin, ondan sonra evlenirim,” demiş. Dünürcüler geri dönüp olan bitenleri padişaha anlatmışlar. Padişah bu sözlere sinirlenerek adam gönderip kızı getirtip öldürmek ister istemesine de gel gelelim kıza karşı olan sevgisi buna engel olur. Kendi kendine yanıp tutuşur. Ne yapacağını bilemez bir halde, hocasıyla meseleyi istişare eder. Hocası, padişahın bu sözlerini işitince gülmeye başlar. Buna, padişah öylesine sinirlenir ki hatta kızı da yanına getirtip her ikisinin de kellesini uçurmayı ister. Ancak, gönlündeki sevda yine yolunu keser. Hocası “Yetmiş Tane Yeni Hüner” isimli bir kitap getirir ve yüksek sesle okumaya başlar. Padişah, hocası okurken acaba sevda derdine derman olabilecek bir durum çıkar mı? ümidiyle dikkatlice dinler. Bir ara hoca “Hünersiz insan ölüme yakındır” diye bir cümle okur. Bunun üzerine kız haklı der. Kızın haklı olduğunu gören padişah da hocasına izin verir ve kendince bir hüner öğrenmeye karar verir.
Ertesi günü padişah tahtında otururken adamın birisi kendisine bir halı hediye eder. Bu halıyı görür görmez padişahın gönlüne halı dokumayı öğrenme hevesi dolar. Halıcıyı yanına oturtup ona değer verir; halıcıdan halı dokumayı öğretmesini ister. Halıcı padişaha yirmi beş gün içinde halı dokunmasını öğretir. Gerekli şeyleri hazırladıktan sonra padişah, kendi elleriyle halı dokuyup oduncunun kızına dünürcülerle gönderir. Dünürcüler kızın yanına varıp padişahın kendi elleriyle dokuduğu halıyı gösterdiklerinde kız: “İşte şimdi padişah benim aradığım adam olmuş, gidip söyleyin, düğün hazırlıklarına başlasın”, demiş. Dünürcüler sevine sevine padişaha haberi ulaştırmışlar. Padişah da derhal büyük bir düğün hazırlıklarına girişmeye başlamış. Görkemli bir düğün yaparak oduncunun kızıyla evlenmiş.      
O günlerde halk arasında güzel kebap yapan bir kebapçının adı dolaşmaktaymış.   Padişah da onun kebabını beğenip gönlünün çektiği bir anda, oradan kebap yemek üzere sessizce ayrılarak hizmetçilerine o vakitte emir vermeden kendisi yanına para ve mührünü de aldıktan sonra sade, yün bir kıyafetle kebapçının dükkânına gitmiş. Kebapçının dükkânının önüne kamış çekilmiş, içeride pırıl pırıl yanmakta olan mum ışığında nice adam toplanmış oturuyorlarmış. Adamların fısıl fısıl konuşmaları da işitiliyormuş. Padişah dükkânın kapısını çalar, içeriden birisi gelip: 
-Kimsin, ne işin var? demiş. Padişah: “Ben misafirim, karnım aç, kebap yemek için geldim; mümkün olursa, kamışları açın, biraz kebap yiyip gideceğim” demiş.   
Kamışı açmışlar. Padişahı birinci evden ikinci eve geçirip hasır üzerine yayılmış olan mindere buyur etmişler. Padişah gidip mindere oturur oturmaz birden gümbürdeyerek bodruma düşmüş. Bodrum'da padişahtan başka daha nice insan daha varmış. Padişah derhal sormak isterken yukarıdan ellerinde lamba keskin bıçaklı iki kişi inmiş. Bodrumdakilerin hepsi ayağa kalkıp: “Sıra bende, beni kes”, diye onlara yalvarmaya başlamışlar. Padişah bunu görünce şaşırıp kalmış. İyice anlamış ki kebabı insan etinden yapıyorlarmış. "Buraya beni ölüm sürükleyip getirdi, hayırlısı, olanlar oldu" demiş. Katlanmaya mecbur kalmış. Kebapçılar iki kişiyi gözleri önünde kestikten sonra alıp götürmüşler. Aradan nice gün geçtikten sonra, sıra padişaha gelmiş. İnsan kasapları padişahın elini ayağını bağlayıp kesecekleri zaman padişah onlara yalvararak demiş ki: “Etimi kebap yapıp satsanız kaç para eder?”  “On lira” demişler.
Padişah: “Eğer sizin istediğiniz para kazanmak ise, benim iyi bir hünerim var yirmi günde bir halı dokurum. O halıyı padişaha hediye ederseniz, size 400 lira verir. Pazarda satacak olursanız 200 liraya alıcı çıkar. Halı için 20 lira masraf gider. İlla da insan kesmek niyetindeyseniz, o halde kesiverin, ben Belh şehrinden gelen bir yolcuyum arayan soranım yok,” demiş. İnsan kasapları yukarı çıkıp büyükleriyle konuştuktan sonra tekrar inip padişahı serbest bırakmışlar.
Hünerinden dolayı ölümden kurtuldun, bize halı için gerekli eşyaları yaz, demişler ve değerli diğerlerini kesip alıp gitmişler. Padişaha yirmi gün içinde bir halı dokuduktan sonra bir kenarına mührünü basıp: “İşte bu halıyı padişaha hediye edin”, demiş. 
Kebapçılar halıyı padişahının karargahına götürmüşler.     
Vezirler halının dokuma olduğunu görünce kebapçıya 200 lira verip demişler ki: Padişah şimdi yok, kendisi gelince seni takdir eder.     
Onlar halının o tarafından bu tarafını çevirirlerken birden halının bir köşesinde padişahın mührünü görürler. Kebapçıya: “Bu halıyı kim dokudu?” Diye sorarlar.    “Dükkânımızda Belh'den gelen bir yolcu var, işte o adam dokudu” dediğinde, birden hepsi ayağa fırlayarak silahlarını takıp:   
“Yürü bize onu göster, o misafir bizim kölemizdi. Kaçmış, nice günden beri onu arıyoruz”, deyip bir miktar askerle gitmişler. 
Onlar kebapçının mekânını kuşatarak hepsinin el ve ayaklarını bağlayıp padişah ve diğer esirleri zindandan kurtarmışlar. Padişah el âleme ibret olsun diye, kebapçıların hepsini pazar ortasında astırmış. Ondan sonra kızın yanına gidip onun başını gözünü okşayarak: 
"Hünersiz insan ölüme yakındır" sözü doğruymuş neredeyse ölecektim. Senin kölen olayım senin sözünle öğrendiğim hünerim beni ölümden kurtardı demiş.
Ebedi bir devlet olan hüner adeta suyu kesilmez bir çeşmedir. Hünerli kimse nereye gitse şeref bulur.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları