AHLAK
AHLAK

MEHMET SEBAH YİĞİT
info@aktuelgazete.comm - 02126647132
İnsanlık tarihi boyunca en çok konuşulan, en az uygulanan kavramlardan biri ahlaktır. Kanunlar değişir, iktidarlar değişir, ideolojiler değişir, ekonomik sistemler değişir; fakat ahlak meselesi yerinde durmaya devam eder.
Alman filozof Immanuel Kant, ahlakı sonuçlardan bağımsız bir vicdan meselesi olarak ele alır. Ona göre bir insan, yalnızca cezalandırılmaktan korktuğu için kötülük yapmıyorsa ahlaklı değildir. Aynı şekilde bir iyiliği; makam, para, takdir, oy, alkış veya çıkar beklentisiyle yapıyorsa o davranış da gerçek anlamda ahlaki değildir.
Çünkü ahlak, dışarıdan gelen ödül ve cezaların değil, insanın kendi vicdanının ürünüdür.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselelerinden biri de tam olarak budur. Siyasette, sanatta, sivil toplumda, cemaatlerde, vakıflarda, derneklerde ve ideolojik yapılarda sıkça ahlaktan söz edilir. Ancak ahlakın kendisinden çok, ahlakın görüntüsü üretilir.
Siyasette ahlak, sadece rakibin yanlışlarını görmek değildir. Kendi tarafının yanlışlarını da aynı cesaretle eleştirebilmektir. Çünkü adalet yalnızca karşı mahalle için isteniyorsa, o artık adalet değil taraftarlıktır.
Sanatta ahlak, alkış almak için değil hakikati söylemek için üretmektir. Sanatçı yalnızca kendisini destekleyenlerin özgürlüğünü savunuyorsa özgürlükçü değil, tarafgir davranıyordur.
Derneklerde ve vakıflarda ahlak, fotoğraf vermek değil fayda üretmektir. Yardım faaliyetlerinin amacı insan onurunu korumak yerine kurumsal görünürlük haline geliyorsa, vicdan yerini gösteriye bırakmış demektir.
Cemaatlerde ve dini yapılarda ahlak, insanların ne yaptığıyla ilgilenmekten önce kişinin kendi nefsini sorgulamasıdır. Başkalarının günahlarını sayarken kendi kusurlarını görmeyen anlayışın ahlak üretmesi mümkün değildir.
Sol yapılarda da sağ yapılarda da aynı tehlike vardır. İnsan hakları, demokrasi, özgürlük veya milli değerler yalnızca kendi çevremiz için savunuluyorsa, savunduğumuz şey ilke değil menfaattir. İlke, şartlar değiştiğinde değişmeyendir.
Kant’ın üzerinde durduğu önemli noktalardan biri de niyettir. İnsan bazen kötülüğü gerçekleştirmese bile zihninde onu meşrulaştırabilir. Fırsat bulamadığı için dürüst görünen birçok insan vardır. Oysa gerçek ahlak, fırsat varken de doğru olanı seçebilmektir.
Asıl soru şudur:
Kimsenin görmediği yerde nasıl davranıyoruz?
Bize hiçbir faydası olmayacak bir iyiliği yapabiliyor muyuz?
Bize zarar vereceğini bilsek bile doğruyu söyleyebiliyor muyuz?
İşte ahlak tam da burada başlar.
Toplumlar ekonomik krizlerden çıkabilir, siyasi kutuplaşmaları aşabilir, kurumlarını yeniden inşa edebilir. Ancak ahlaki çürüme başladığında, en güçlü yasalar bile güven duygusunu yeniden oluşturamaz.
Bu nedenle Türkiye’nin bugün her şeyden önce daha fazla ahlak konuşmaya değil, daha fazla ahlak yaşamaya ihtiyacı vardır.
Çünkü ahlak, insanların bizi gördüğü yerde değil; vicdanımızın bizi izlediği yerde başlar.


