REYTİNG UĞRUNA NAMUSU PAZARLAYAMAZSINIZ!
REYTİNG UĞRUNA NAMUSU PAZARLAYAMAZSINIZ!

MEHMET SEBAH YİĞİT
info@aktuelgazete.comm - 02126647132Bir ülke silahla değil, önce kültürü çökertilerek teslim alınır.
Bugün televizyon ekranlarında izlediğimiz birçok dizi artık sadece bir kurgu değildir; toplumsal mühendisliğin en etkili araçlarından biridir. Bunun son örneklerinden biri de “Başkalarının Hayatı” isimli dizidir.
Bu dizinin satır aralarında verilen mesaj son derece açıktır:
“Yıllarca okuyup emek vermeyin… Sabah akşam alın teriyle üç kuruş kazanacağınıza bedeninizi kullanın, daha kolay yaşayın.”
Bu, senaryo değildir; bu, bir neslin zihin dünyasına bırakılan zehirdir.
Bu ülkenin öğretmenine, doktoruna, avukatına, hemşiresine, polis memuruna, fabrikada çalışan işçisine, temizlik görevlisine, çiftçisine, kısacası emeğiyle hayatını kazanan milyonlarca onurlu kadınına yapılabilecek en büyük hakaret budur.
Kadının değerini karakterinde değil bedeninde arayan her anlayış, kadını özgürleştirmez; tam aksine onu modern dünyanın vitrin süsüne dönüştürür.
Ne acıdır ki bunu “özgürlük”, “güçlü kadın” veya “çağdaşlık” söylemleriyle pazarlamaya çalışıyorlar.
Hayır!
Kadının gücü bedenini pazarlamakta değil; aklında, emeğinde, şahsiyetinde, üretkenliğinde ve onurundadır.
Bir tarafta günlerce “Kadına şiddete hayır” kampanyaları düzenleniyor.
Diğer tarafta prime time kuşağında kadını cinsel obje hâline getiren senaryolar milyonlara servis ediliyor.
Bu nasıl bir çelişkidir?
Bir tarafta aile yılı ilan ediliyor.
Diğer tarafta aileyi itibarsızlaştıran, sadakati küçümseyen, iffeti alaya alan senaryolar ekranlardan eksik olmuyor.
Bu nasıl bir samimiyettir?
Bir tarafta gençleri şiddetten uzak tutmaya çalıştığımız söyleniyor.
Öte tarafta şiddeti özendiren, suçu sıradanlaştıran diziler yayınlanıyor.
Sonra da gençler neden öfkeli diye akademik raporlar hazırlanıyor.
Cevabı çok uzakta aramayın…
Çocuklarımızın rol modellerini biz değil, ekranlar belirlemeye başladı.
Asıl düşündürücü olan ise başta RTÜK olmak üzere denetim mekanizmalarının derin sessizliğidir.
Toplumun ahlaki dokusunu örseleyen, aile kurumunu aşındıran ve gençlerin değer dünyasını hedef alan bu yapımlar karşısında sessiz kalmak, yalnızca görev ihmali değil; gelecek nesillere karşı ağır bir sorumluluktur.
Reyting uğruna toplumun değerleri pazarlanamaz.
Para kazanmak uğruna aile kurumu itibarsızlaştırılamaz.
Özgürlük adı altında ahlak değersizleştirilemez.
Sanat adı altında iffet aşağılanamaz.
Eğer bugün bu yayınlara “dur” demezsek, yarın çocuklarımızın nasıl bir dünyada yaşayacağını sorgulamaya da hakkımız olmayacaktır.
Çünkü kültür bir günde yıkılmaz.
Önce diziler değişir.
Sonra değerler değişir.
Ardından aileler değişir.
En sonunda ise toplum değişir.
Ve iş işten geçtikten sonra herkes aynı cümleyi kurar:
“Biz bunu nasıl fark edemedik?”
Ben bugün fark ediyorum.
Ve yüksek sesle soruyorum:
Aileyi kim koruyacak? Çocuklarımızı kim koruyacak? Emeğin, iffetin ve onurun değersizleştirilmesine daha ne kadar sessiz kalacağız?
Çünkü mesele bir dizi değildir.
Mesele, bir milletin geleceğidir.


