RASKOLNİKOV’UN MEYDANI BOŞ: MODERN ÇAĞIN VİCDAN TUTULMASI
RASKOLNİKOV’UN MEYDANI BOŞ: MODERN ÇAĞIN VİCDAN TUTULMASI

MEHMET SEBAH YİĞİT
info@aktuelgazete.comm - 02126647132St. Petersburg’un dar ve karanlık sokaklarında, işlediği cinayetin ağırlığı altında ezilen Raskolnikov, romanın sonunda bir meydanda diz çöker. Toprağı öper ve "Ben katilim!" diye haykırır. Bu haykırış, sadece bir itiraf değil; bir insanın ruhunu kurtarmak için attığı son çığlık, vicdanıyla girdiği savaşı ruhunun asaletine teslim edişidir.
Peki ya bugün? Raskolnikov’un diz çöktüğü o meydanlarda, bugün en ağır suçları işleyip başı dik yürüyenlerin kalabalığına ne demeli?
VİCDANIN ÖLÜMÜ VE "SIRADANLAŞAN" ACIMASIZLIK
Dostoyevski’nin kahramanı, "üstün insan" olma teorisiyle bir cana kıymıştı ama vicdanı onu rahat bırakmamıştı. Bugünün dünyasında ise acımasızlık bir ideolojiye ya da teoriye bile ihtiyaç duymuyor; sadece "sıradanlaşıyor".
Ev kiralarını, insanların barınma hakkını elinden alacak seviyeye çıkaran mülk sahibinin hırsında; market raflarındaki etiketleri vicdansızca değiştirenlerin kâr hırsında Raskolnikov’un çektiği o sancıdan bir iz var mı? Sokak ortasında şiddet gören, hayattan koparılan kadınların çığlığı binaların duvarlarında yankılanırken, perdeyi kapatıp yemeğine devam eden modern insanın trajedisi, Raskolnikov’un cinayetinden daha mı az korkunç?
MODERN ÇAĞIN YALANLARI
Raskolnikov, Sonya’nın karşısında diz çökerken onun saflığına ve acısına hürmet ediyordu. Bugün çocuklar diri diri öldürülürken, savunmasız hayvanlar işkenceye maruz kalırken veya evsizler sokak ortasında donarken; toplumun büyük bir kısmı sadece "ekran kaydırarak" acıyı tüketiyor.
Vicdan, artık bir iç ses değil, sosyal medyada paylaşılan ve saniyeler içinde unutulan bir emojiye dönüştü. İnsanlık, kendi işlediği ya da göz yumduğu suçlarla yüzleşmek yerine, o suçun üzerine konforlu bir battaniye örtmeyi tercih ediyor.
SAVAŞLARIN VE SOKAKLARIN ORTAK SANCISI
Dünyanın bir ucunda bombalar yağarken, diğer ucunda bir sokak köpeğinin acı dolu iniltisi aslında aynı kopuşun habercisidir: İnsanın, "öteki"ne karşı duyduğu sorumluluğun bitişi. Raskolnikov, işlediği suçun tüm insanlığa karşı olduğunu anlamıştı. Bizler ise bir kadının sokak ortasında katledilmesini, bir çocuğun açlığını ya da bir savaşın dehşetini "kendi meselemiz" olarak görmeyi bıraktık.
SONUÇ: O MEYDANA KİM DİZ ÇÖKECEK?
Dostoyevski bize şunu öğretmişti: Acı çekmek, büyük bir zekanın ve duyarlı bir kalbin ayrılmaz parçasıdır. Bugünün toplumu acı çekmeyi reddediyor; çünkü acı çekmek yüzleşmeyi, yüzleşmek ise değişmeyi gerektirir.
Kiraların, fiyatların ve şiddetin zirve yaptığı bu çağda; aslında zirve yapan şey insanlığın kibridir. Raskolnikov gibi diz çökecek bir meydanımız kalmadı belki ama hala bir vicdanımız var. Soru şu: O vicdan ne zaman "Ben suçluyum; çünkü sustum, çünkü görmedim, çünkü bencilliğime yenildim" diye haykıracak?
Eğer bu itiraf gelmezse, dünya Raskolnikov’unPetersburg’undan çok daha karanlık, çok daha soğuk ve çok daha tekinsiz bir yere dönüşmeye devam edecek.


