LALELİ BABA VE LALELİ CAMİSİ
LALELİ BABA VE LALELİ CAMİSİ

ÖNDER GÜZELARSLAN
info@aktuelgazete.com - 02126647132Dursun Gürlek hocamızı tanıyanlar ve bilenler vardır mutlaka. Yakinen olmasa da yazdığı kitapları bilenler ve okuyanlar vardır diye ümit ediyorum. Kaleminin güzelliği kadar kendisi de çok güzel ve kıymetli bir insan, yazarve mütefekkirdir. Birçok kitabını okuduğum Dursun Gürlek hocamızı yakinen de iyi tanırım. Geçtiğimiz günlerde “Çınar Altından Sohbetler” isimli kitabına rastladım ve bir solukta okudum. Dursun hocam bu kitabında birbirinden ilginç hikayelere yer vermiş. Bu hikayelerden biri de daha önceden de duyduğum,İstanbul’da bir semte ve camiye adını veren Laleli Baba ve Laleli Camisi.
Malum bildiğiniz gibi İstanbul’da “Selâtin Camileri” var. Bu camiler genellikle camiyi yaptıran padişahın adıylaanılıyor. Ancak bir tanesi bundan müstesna. Padişah Üçüncü Mustafa döneminde üç farklı cami yaptırmasına rağmen hiçbirisine adını verememiştir. Bu camiler Üsküdar’daki Ayazma Camisi, Kadıköy sahilindeki şirin cami ve Fatih ilçesindeki Laleli Camisi. Üçüncü Mustafa adını veremediği camiler için şunu söyler:
“Üç cami yaptırdım, birini su kaptı, diğerine kadı el koydu, ötekini de veli aldı!”
Yazıma konu olan camisi ise, Laleli Baba’dan mütevellit ismi Laleli Cami olan camisi. Bugünkü Laleli Camisinin olduğu yerde bir dönem Laleli Baba adında bir ermiş zatın tekkesi vardı. Gelelim Laleli ismini alan caminin yapılış hikayesine.
Sultan Üçüncü Mustafa, bugünkü Laleli adı verilen semtte bir cami yaptırmak ister. Camiyi yaptırdığı bölge de Laleli Baba adında bir evliya zatın yaşadığını öğrenir. Bir gün cami inşaatını denetlemek üzere geldiğinde Laleli Baba namındaki evliyanın sohbetinden istifade etmek ister.
Laleli Baba’ya Padişahın kendisini ziyaret etmek istediği haberi ulaştırılır, o da padişahı huzuruna buyur eder.Padişah Üçüncü Mustafa, Laleli Baba’nın sohbetinden oldukça memnun kalır. İçinden, bu zatla daha sık görüşmem gerekir diye geçirir. Huzurundan ayrılacağı sırada Laleli Baba’ya bir soru sorar:
- Efendi hazretleri, bu dünyada en güzel şey nedir acaba?
Laleli Baba bu soruya şöyle cevap verir.
- Bu dünyada en değerli şey yiyip içtikten sonra sıkıntısız biçimde def-i hacetini yapabilmektir.
Sultan Üçüncü Mustafa, Laleli Baba’nın verdiği bu cevaptan pek hoşnut olmaz. Sohbetinin başından beri hikmetli konuşmalarıyla herkesi etkileyen bir zata bu cevabı pek yakıştıramaz ve kaba bulur. Maiyetindekiler ile birlikte hiçbir şey söylemeden saraya geri döner. Padişahın kalben yaptığı bu itiraz Laleli Baba’ya malum olur, “Yakında görürüz, demek illâ bu sıkıntıyı yaşaman lazım.” anlamında tebessüm eder.
Ertesi gün hükümdar şiddetli bir kabızlığa yakalanır. Sarayın bütün hekimleri, hekimbaşıları seferber olurlar, bilinen bütün ilaç ve yöntemleri denerler, ancak bir türlü padişahı şifaya kavuşturamazlar. Padişah acıdan kıvranmaya başlamış, günler geçmiş padişahın derdinebir derman bulunamamış. Nihayet Padişah düşününce rahatsızlığının sebebini anlar! Başına gelen bu halin evliyadan Laleli Baba’nın sözüne itirazdan dolayıgeldiğini anlar. Derhal adamlarını Laleli Baba’ya gönderirve saraya gelmesini ister.
Laleli Baba hemen saraya geldiğinde Sultan, adeta doğum sancısı çeken bir kadın gibi zorlanıyordu. Laleli Baba huzura geldiğinde Sultan Laleli Baba’ya yalvardı:
- Aman beni kurtar…
Laleli Baba:
- Bu o kadar kolay değil, karşılığında ne vereceksin, diye sorar.
Padişah:
-“Senin bölgende yaptırdığım o camiyi sana hibe edeceğim.”, “Yetmez.” dedi Laleli Baba. Sultan ÜçüncüMustafa daha birçok şeyler sıraladı. Ancak Laleli Baba, “Bunlar da yetmez.” diyordu. En sonunda, “Bu halden kurtulursun ama karşılığında saltanatı (hükümdarlığı) isterim. Yoksa kendin bilirsin.” der. Sancılar içinde kıvranan Padişah için başka bir çare yoktur. Bir an önce bu sıkıntıdan kurtulmak istediği için bu isteği kabul etmek zorundadır.
-“Tamam, o da senin.” Olsun.
Laleli Baba dua eder ve Padişahın sırtını sıvazlar. “Haydi git, Allah’ın izniyle kurtulacaksın.”
Padişah gerçekten rahatsızlığından kurtulur ve çok rahatlar. Ancak bu arada saltanat da elden gitmiş olur.Saltanatı teslim etmek üzere maiyetiyle birlikte Laleli Baba’nın huzuruna gelir. Laleli Baba’nın maksadı elbette saltanat değildir. Padişah, gerekli dersi aldıktan sonraLaleli Baba şöyle der: “Bir saltanat ki bir def-i hacete değişiliyor, öylesine ucuz bir saltanat bize lazım değil. Bize caminin adı yeter.”
1760-1763 yılları arasında yaptırılan bu cami böylelikle Laleli adını almış olur. İstanbul’un kalbi sayılan işlek bir yerde bulunan Laleli Camii, aslında birçok yapıyı içinde barındıran Laleli Külliyesi içerisinde yer alan kadim bir eser olarak günümüze kadar ulaşmıştır. Camii ve Külliyesi Batı’dan gelen barok üslûbuyla yapılmış ancak klasik Türk mimarisinden bazı esasları ve izleri de taşımaktadır. Bu yönüyle Türk sanat tarihinde önemli bir yere sahiptir.


