HATIRAN YETER
HATIRAN YETER

ÖNDER GÜZELARSLAN
info@aktuelgazete.com - 02126647132Bir kimsenin kendi hayatını, yaşadığı devrede şahidi olduğu ya da duyduğu olayları edebî değer taşıyan bir dille anlattığı yazılara hatırat denir. Çoğumuz birçok yazarın hatıralarını anlattığı yazıları okumuşuzdur. Hatta bir çoğumuzda oturup hatıralarımızı bir kenarda not alarak tutmuşuzdur zamanla okuyalım, hatırlayalım ve hatıraları tazeleyelim onları unutmayalım diye. Bu sebepledir ki geçmişte yaşanan her şeyi hatırladıkça bazen içimizden rahmetli Ferdi Tayfur’un şarkısında ifade ettiği gibi “Hatıran Yeter” ifadesini kullanmışızdır.
Kimimiz hatıraları ölümsüzleştirmek adına fotoğrafkarelerine sığdırmaya çalışmışızdır. Baktıkça geçmişi hatırlamak o anları tekrar tekrar yaşama hissi duymak için. Her ne şekilde olursa olsun insanoğlu hatıralarına hep dönmek istemiştir. İnsan zihni seçici bir şekilde hatırlamaya meyillidir. Bazen zorlayıcı duygusal anları unutsak da mutlu ve hoş şeyleri yaşadığımız anları kolay kolay unutmayız. Bazen aslında çok travmatik yaşadığımız olayları, olguları çok hatırlamak istemesekbile belleğimiz bize zaman zaman kötü bir şey yaşadığımız anda o anları tekrar hatırlatır. İnsanın belleği bu şekilde kurgulanmış bir yapıdadır.
Bazen şunu düşünmüyor değilizdir. İnsan hatırası kadardır. Yani insan neredeyse hatıralarıyla vardır. Hatıraları kadar yer bulur toplum içinde. Tam bu nokta da şu akla gelir. Hatıralar yani yaşanmışlıklar kuşaktan kuşağa aktarıldığında bir anlam ifade eder. Unutulup gittiğinde toplumsal hafıza da kaybolur gider. O sebeple hatıralar, yaşanmışlıklar kuşaktan kuşağa nakledilmelidir ki hem unutulmamalı hem yaşatılmalı. Hem de gelecekle ilgili ibretler alınmalı o hatıralardan. Yani bir nevi hatıralar ölümsüz olmalı, ölüme meydan okumalı.
Hepimiz hayatımızı gözden geçirdiğinde unutulmayacak hatıralar çıkar hafızamızdan gün yüzüne. O hatıraların bazısı fotoğraf karesine oturtulmuş olmasa da bir film şeridi gibi gözümüzün önünden geçer gider. Her hatırlanışta da geçmişe yolculuk yapılır. Yeri gelmişken hatırlarımdan hiç çıkmayan bir olaya yer vermek istiyorum. Rahmetli annem ile ilgili bu hatıram. Benim annem eski tabir ile mektep yüzü görmemiş, bir hocadan bir şey öğrenmemiş bir hanımdı. Ne Latin alfabesini ne de Arap alfabesindeki harfleri bilmezdi. Sonradan kendi kendine öğrendiği kadarıyla bir şeyler bilirdi. Ancak o insan öyle bir kültür değerleri taşırdı ki bugünkü değme profesörlere bile taş çıkartırdı. Bizim Soma’da oturduğumuz ev bahçeli bir ev idi. Ben maden işçisi bir babanın evladıydım. Babam her sabah işe giderken annem erken saatlerde uyanır, erini, eşini işe yolcuetmeden önce kahvaltısını hazırlar bu arada da evimizin bahçesinde ağaçlardan dökülen yaprakları, tozu toprağı üşenmeden ve havanın durumuna aldırmadan süpürürdü. Çoğu zaman da hızını alamaz üşenmeden sokağa açılan kapımızdan dışarı çıkar yani sokağa çıkar bizim evin sokağa bakan kısımlarını da çalı süpürgesi ile süpürürdü. Bu şekilde sokak süpürmesini sadece annem değil diğer komşu kadınları da yapardı. Süpürme işlemini bitirdikten ve babamı işine gönderdikten sonra da dinlenmeye çekilirdi.
Yıllar sonra bu durumu hep hatırladığımda kendi kendime şunu sorardım. Okul yüzünü görmeyen, bir öğretmenden ya da hocadan eğitim almayan bu asil kadına hangi felsefe, düşünce ve yaptırım gücü bu şekilde bir davranış sergilemesini söylerdi. Soruya yine kendi yöntemleriyle cevap bulurdum. Annem, anne ve babasından gördüğü görgü kuralları hafızasına kazımıştı. Ahlak ve erdemliliği öğrenmişti onlardan. Görerek bir eğitim almıştı. Ona illa bir öğretmen şöyle davranman gerekiyor evladım demesine gerek yoktu. O gördüğü ve yaşadığı güzelliği kendi hayatına da uygulayarak yaşatmaya, bizlere yani sonraki kuşaklara da aktarmaya çalıştı. İşte böyle böyle yaşanmış hatıralar iz bırakmaya ve gelecek kuşaklara aktarılmayaçalışılmış oluyordu.
Buna benzer ya da farklı şekilde hafızamdan hiç çıkmayan birçok hatıra söz konusu. Eminim sizlerin dehafızasında unutamadığınız nice hatıralar vardır, hatırladıkça o günlere gittiğiniz. Bazen hüzünlendiğiniz bazen de sessizce gözyaşı akıttığınız hatıralar. Şöyle birbaktığımızda bütün bu hatıralar, toplumsal hafıza olarak hayatın akışında bir kitabın sahifeleri gibi gözümüzün önünde yer alan tarihin sessiz şahitleri gibidir. İnsan belleğinde sonsuz şekilde yer alan hatıraları yeniden hatırladığımızda içimizden hep o şarkıyı söyleriz. “Bir Gün Gitsen Bile Hatıran Yeter.”
Hatıralar, unutmak istesek de unutulmayan şeylerdir. Ve hayat, hatıradan ibarettir. Şüphesiz geçmiş olmadan gelecek inşa edilemez. Geçmişe takılı kalmayacağız ama geçmişten ders alacağız. Geçmişte yaşanan hatıraların bir kısmı gelecek umudumuzu taşımamıza katkı sunarken gelecek yolumuzun da ışığı olacaktır.Aynı zaman da geçmişte yaşanan hatıralar bir kültür barındırdığı içinde gelecek kuşaklara rehber ve yol gösterici olacaktır. Ömrün dokunulmaz külüdür, hatıralar.
Fyodor Dostoyevski “Hayatımızda en yüce, en güçlü ve faydalı dayanağımız; ana, baba evinden kalma hatıralarımızdır.” sözüyle de çocukluk yıllarımızdaki hatıraların çok daha anlamlı olduğunu vurgular.Netice itibariyle insan, nereleri görürse görsün, kimlerle baş başa olursa olsun, içinde hatırası olan mekânlarda heyecanlanır ve duygulanır. Son söz olarak şunu ifade edebilirim.
Hatıralar insan hayatının arşivi gibidir, ne kadar tozlu kalırlarsa kalsınlar arandığında bulunabilin


