MEVLANA’NIN AŞKIYLA YANAN SEYYİD MAHMUD HAYRANİ
MEVLANA’NIN AŞKIYLA YANAN SEYYİD MAHMUD HAYRANİ

ÖNDER GÜZELARSLAN
info@aktuelgazete.com - 02126647132
Mevlâna dergâhında nasiplene velilerden Seyyid Mahmut Hayrani’nin hayatı hakkında çok fazla yeterli bir bilgi olmamasına rağmen ölüm tarihinden yola çıkılarak 13. yüzyılın başlarında dünyaya geldiği söylenebilir. Hz. Peygamber Efendimizin soyundan geldiği ifade edilerek seyyidlerden olduğu belirtilmiş. Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nde bulunan ve Selçuklu ağaç işçiliğinin en güzel örneklerinden olan sandukasının üzerindeki kitabeye göre Selçuklu devlet adamlarından Mesud Paşa’nın oğlu olduğu anlaşılıyor. Harran’dan dünyaya gelmiş oradan Anadolu’ya yani Konya’ya göçmüştür.
Ahmed Eflâkî Menâḳıbü’l-ʿârifîn adı eserinde Seyyid Mahmud Hayrani’den bahsetmiş ve bu eserinde onun Hz. Mevlâna ile aynı dönemlerde yaşadığını belirtmiştir. Hz. Mevlâna ile çok samimi bir ilişki içinde olan Seyyid Mahmud Hayrani bir süre onun hizmetinde bulunmuştur. Ahmed Eflâkî eserinde aralarındaki tanışmayı ve samimi dostluk kurmalarını şöyle aktarıyor.
Hz. Mevlâna, Konya’ya gelip kendisini ziyaret eden Akşehirli Şeyh Sinâneddin Külâhdûz’a Seyyid MahmudHayrani’yi sorar, o da “Onu tüyleri birbirine karışmış bir tilki gibi bir köşede oturmuş ve sizin aleminize karşı tamamıyla gözlerini kapamış bir halde buldum” karşılığını verir. Bu cevap üzerine Hz. Mevlâna sadece gülümser. Sinâneddin Akşehir’e gittiğinde çarşıda Seyyid Mahmud Hayrani’yi murakabe halinde bulur ve yanına oturur. Mahmûd-ı Hayrani hafifçe gözlerini açarak ona, “Ey Şeyh Sinâneddin! Eğer biz başların başı ve hür insanların reislerinin sultanı zamanında bir tilki olursak canımıza minnet” diye bağırır. Bunun üzerine Sinâneddin Külâhdûz elini ayağını öperek onun gönlünü alır, Konya’ya gittiğinde Hz. Mevlânâ’yı tekrar ziyaret eder. Hz. Mevlâna ona, “Dünyada kalbi aydın kimseler çoktur” der ve şu beyitleri okur:
“Eğer o mecnun sağ ise söyle gelsin, benden benzeri görülmemiş bir mecnunluk öğrensin. Eğer sen mecnun olmak istersen elbisene benim nakşımı dik. Her mecnunluk için bir müddetten sonra şifa bulmak vardır. Ey mecnun! Sana ne oldu da bu hastalıktan kurtulmadın?” Eflâkî, Sinâneddin Külâhdûz’un kendisine, bu sözlerden etkilenerek dağlara çıktığını, bir yıl oralarda kalıp kendine gelemediğini söylediğini nakleder.
Hz. Mevlâna’nın dergâhında ona hizmet ederken, onun aşk potasında eriyip giden ve velilerden olan Seyyid Mahmud Hayrani feyzlenmiş, bereket sofrasından doyasıya tatmıştır. Hz. Mevlana’nın dergahında iken eğitimini de tamamlayarak iyi bir müderris olarak Konya’dan Akşehir’e döndüğünde, Akşehir medreselerinden Kadı İzzeddin ve Emir Yâvîmedreselerinde müderrislik yapmış bir alimdir. Bölge de kendisini herkese sevdirmiş ilmiyle de hayranbırakmıştır. Alimliği yanı sıra arif kişiliğiyle de tanınmıştır. Seyyid Mahmud Hayrani, Akşehir’de bir dergâh kurmuş, kurduğu bu tekke o dönemde Akşehir’de yaygın durumda olan Rufailerin merkezi haline gelmiştir. Ancak vefatından sonra burası zamanla Bektaşi tekkesine dönüşmüştür. Bundan dolayıdır ki bazı kaynaklar Hacı Bektaş-ı Veli ile aralarında geçen olaylardan dolayı onun Bektaşi olduğunu da hükmetmişlerdir.
Osmanlı döneminin önemli mutasavvıflarından biri olarak kabul edilen de Seyyid Mahmud Hayrani hicri 667, miladi 1269 yılında vefat etmiştir. Bugün Akşehir’inSultan Dağı eteklerinde Anıt (Sultan) mahallesinde kendi adını taşıyan sokakta bulunan türbesine defnedilmiştir. İbrahim Hakkı Konyalı kabrinin bulunduğu yerde zaviyesi ve diğer ek binalarının olduğunu belirtmiş ancak daha sonra ek binalar yıkılmıştır.
Bazı kaynaklarda onun Nasreddin Hoca’nın hem medresede hocası hem de tekkede şeyhi olduğu ifade ediliyor. Hakkında çok kısıtlı bilgiler olması sebebiylehayatıyla ilgili tafsilat verilememektedir. Bilinen tek şey Hz. Mevlana’nın çağdaşı oluşu ve ondan aldığı terbiye ve eğitimle döneminin iyi bir müderrisi sevilen bir şahsiyeti olduğu. Bu sebeple de Seyyid MahmudHayrani’nin türbesi İstanbul yönünden gelen hac kafilelerince Konya’daki Mevlâna Türbesi’nden önce ziyaret edilen bir yer ola gelmiştir. Kendisine yapılan bu ziyaretler ona saygının bir göstergesidir.
Yusuf Küçükdağ onun hakkında verdiği bilgilere göre, Seyyid Mahmud Hayrani, sadece tasavvuf çevrelerinde değil halk arasında hatta devlet nezdinde de sevilip sayılan bir şahsiyet olmuştur. Öyle ki, Padişah Yıldırım Bâyezid Akşehir’de vefat ettiğinde Timur onun na’şının Seyyid Mahmud Hayrani’nin türbesine defnedilmesini istemiş olması bunun bir göstergesidir.


