MODERN DÜNYADA YABANCILAŞANy VE YALNIZLAŞAN İNSAN
MODERN DÜNYADA YABANCILAŞANy VE YALNIZLAŞAN İNSAN

ÖNDER GÜZELARSLAN
info@aktuelgazete.com - 02126647132
İnsanoğlu ilk yaratıldığı günden bugüne sürekli yeni bir şeyler bulmanın peşinde koşmuş. Buluşlar, icatlargeliştirirken de bir yandan özünden var olma felsefesinden uzaklaşmaya başlamış. Her bir yeni buluş hayatı daha da kolaylaştırsa da insanı kendinden uzaklaştırmış ve aynı zamanda yalnızlaştırmıştır.İnsanın kendine yabancılaşmasına da sebep olmuştur. Yeryüzünde Allah’ın yarattığı en değerli varlık olmasına rağmen zamanla kendini değersiz hissetmeye başlayan insanoğlu, günümüzde de teknolojinin esiri oldu ne yazık ki.
Teknoloji belki hayatın birçok noktasında kolaylıklar getirdi. Hayata hız kattı. Bu yönüyle oldukça kıymetli ve değerli gibi duruyor. Ancak insan teknolojiyle aynı hızda yürüyemez duruma geldi. Modern hayatın hızı insanı çok yormaya başladı. İnsan sanki her şeye yetişecekmiş gibi kendisini şartlayınca tabii olarak yetişemeyince de yorgunluk, yılgınlık kaçınılmaz oldu.
19. yüzyılda yaşamış politik ekonomist ve bilim insanı Alman filozof Karl Marx “İnsan ne üretirse ona yabancılaşır” diyor. Gerçekten de öyle.
Toplumun bir parçası olan birey toplumdan kopuk yaşaması imkansızdır. Aristoteles’in siyaset felsefesinin temel kavramlarından biri olan “zoon politikon” teorisi yer alır. Bu teoriye göre, insan tabiatı gereği toplumsal bir varlıktır ve toplumsal hayatın dışında hayatına devam etmesi mümkün değildir. İnsan hem bedeni hem de ruhivarlığını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmesi ancak diğer insanlarla bir arada yaşaması ile mümkündür. Ancak Marx’ın ifadesindeki insanın ürettiklerine yabancılaşması insanı toplumdan da soyutlamaya başladı. Bunu bugünkü modern dünyada çok net görebiliyoruz. Bugünkü teknoloji çağı ve önümüzde duran ve geleceği alt üst edecek olan Yapay Zekâ dönemiyle birlikte insan bir yandan toplumdan koparken bir yandan da kendine yabancılaşmaya başladı. Şunu da aslında unutmamak lazım modernite yani modernleşme daha kapsamlı bir ifadeyle dijital çağın getirdiği evrim yabancılaşmış karakterler dünyasıdır.
Bugün baş döndürücü teknolojik gelişmeler insanıgitgide kendi öz benliğinden hızla koparmaya devam ediyor. Özellikle sosyal medya alanına baktığımızda orada içerik üreteceğim, başkalarına karşı kendimi ispatlayacağım, kendimi göstereceğim derken insanın girmediği kılık kalmıyor. Bazen ne oluyor bu nedir diye sormadan edemiyoruz. İnsanı değer yargılarından uzaklaştıran dijital çağın aslında en büyük tehlikelerinden biri de insanı değersizleştirmesi, kendine yabancılaştırmasıyla birlikte insanı yalnızlaştırması. Yine buna ilaveten dijital çağın getirdiği modernite, tüketim kültürlerini de değiştiriyor. İnsana ihtiyacı olmayan şeyleri çok ihtiyacıymış gibi göstererek sürekli tüketmeve harcama dürtüsünü kamçılıyor. Böylelikle modernite insanı esir almış oluyor. Adeta insanın icat ettiği ve belki de birçok konu da hayatı hızlandıran ve kolaylaştırandijital çağın aletleri insanı dijitalin esiri hale getirdi. Ve insanoğlu bugün modernitenin sarhoşluğu içinde bunun farkında bile değil.
Alain Touraine bu konu da şöyle bir ifade ortaya koyuyor ve diyor ki: "Modernlik bizi, içinde yaşadığımız yerel kültürün dar sınırlarından çekip aldı ve bir yandan bireysel özgürlük dünyasına, öte yandan kitle toplumu ve kültürüne attı." Burada şunun altını çiziyor Alin Touraine,kitle toplumu ve kitle kültürünün. Bu kültür insanı, kendi öz benliğinden koparıp alıyor ve sürü psikolojinin içine atarak, artık kendisi olma özelliğini yitirtiyor. İnsan kitlenin sürüklendiği yere doğru akıp gitmeye başlıyor. O nedenle günümüzde en sık kullanılan kelimelerden biri “algı” olmaya başladı. Sürekli bir konu anlatılmaya çalışılırken ya da bir haber insana sunulmaya çalışılırkenalgı operasyonu yapılıyor diye ifadeler kullanılıyor. Medyanın gücü ve sosyal medyanın gücüyle insanlar bir alana doğru yönlendiriliyor ve olmayan bir şey varmış gibi kabul etmek durumunda kalınıyor. Ya da çok basitbir olay köpürtülerek çok vahim, trajedi içeren bir duruma getirilebiliyor.
Eskiden yalın ve sadeydi her şey. Yıllar önce insanlar aralarındaki iletişimi, muhabbeti belirli mekanlarda bir araya gelerek gayet sade ortamda gerçekleştirirler ve aralarında samimi bir yaklaşım söz konusu olurdu. Bugün maalesef o samimi ortamlar kalmadı. Dijital çağ hepimizi öğüttü. Sohbet için bir araya geldiğimizde bile selam kelam ve hâl hatırdan sonra herkes elindeki cep telefonuna gömülüyor ve saatler geçiyor kimse zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor. Saatlerce sohbet edilmiş gibi herkes kendi oyuncağı ile vaktini geçirmiş olarak dağılıpgidiyorlar.
İşte modern çağın, dijital çağın bizi getirdiği durum. Aslında bu durumu biraz da biz insanlar kendimiz bu hale getiriyoruz. Zira dijital çağın içine çok fazla daldık ve gömüldük. Dijital çağın kendi mecrasında yürüyüp gitmesini sağlasak ve kendimizi bu alana o kadar çok kaptırmasak kendimize yabancılaşmayacağız. Kendimizi hayatın gerçekliklerinden soyutlamayacağız.
Modernliğin Eleştirisi'nde Alain Touraine adeta modern dönemde yabancılaşmanın kaynaklarını bize dolaylıolarak şöyle açıklıyor; "Eskiden sessizlik içinde yaşıyorduk, şimdi gürültü içinde yaşıyoruz; eskiden yapayalnızdık, şimdi kalabalığın içinde yitmiş bir durumdayız; pek az mesaj alıyorduk, şimdi mesaj bombardımanına tutuluyoruz. Modernlik bizi içinde yaşadığımız yerel kültürün dar sınırlarından çekti aldı ve bir yandan bireysel özgürlük dünyasının, öte yandan da kitle toplumu ve kültürünün içine attı. Kimimize göre modernite ve modernite ile birlikte hızla nereye gittiği beli olmayan dijitalleşme ve teknoloji çok çok fayda sağlıyor, kimimize göre ise bizi yutup bitiriyor. Aslında ana sorun teknolojinin baş döndürücü gelişmesi değil insanın kendini bu teknolojinin içine hapsetmesi ve oraya dalıp gitmesi.
Şu da bir gerçektir ki modern dünya, yabancılaşmış bireyin mekânını da hazırlar; onu kendi dünyasının içine hapseder. Ayrıca modernizmden yani teknolojiden, dijital çağdan kaçış da yoktur ve maalesef eskiye dönüşünde olma ihtimali sıfırdır. Yani imkansızdır. Ancak bütün bunlara rağmen irade sahibi insan, kendine yabancılaştıran modern çağa, nefsine hâkim olarak dur diyebilir. Bu da yine insanın kendi elindedir.
Yazımı Walter Benjamin’ine ait bir sözle tamamlıyorum.
“İnsanın kendine yabancılaşması öyle bir boyuta ulaştı ki, kendi yıkımın en yüksek estetik haz olarak yaşıyor.”


